<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Kayseri Sun Haber, Kayseri son dakika, güncel haberler, Kayseri Gazete</title>
<link>https://www.kayserisunhaber.com</link>
<description>Kayseri Sun Haber, son dakika, güncel, siyaset, spor, Kayseri haberleri! Kayseri'den haber almak için kayserisunhaber.com takipte kalın.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.kayserisunhaber.com</copyright>
<image>
<title>https://www.kayserisunhaber.com</title>
<url>
https://www.kayserisunhaber.com/images/genel/logo_2.png
</url>
<link>https://www.kayserisunhaber.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Bir Şey Değişir, Her Şey Değişir</title>
<description><![CDATA[Değişebilir, değiştirebiliriz…<br />
Bir kere değişebileceğimize ve değiştirebileceğimize inanmamız gerekir.<br />
Her şey inanmakla başar…<br />
İnanmak en büyük değiştirici güçtür<br />
Doğrudur bize öğretilenler, tarih ve yaşadıklarımız; değişimleri savaşlara, buluşlara, felaketlere bağlar, değişim için büyük güçlerin var olması gerektiğini salık verir.<br />
Büyük insanlar ve büyük olaylar…<br />
Kahramanlar…<br />
Soyut kavramlar…<br />
Bu anlatı kendi içinde doğrudur ama başka doğruların varlığını da yok sayamaz.  <br />
Hayat bazen koca bir çark gibi görünür; dönüp durur, ama sanki hiçbir şey yerinden oynamaz. Oysa gerçeğe biraz dikkatle bakıldığında, en büyük dönüşümlerin en küçük adımlarla başladığı görülür.<br />
Küçük adımlar, büyük değişimler…<br />
Toplumların kaderi bireylerin iç dünyasında atılan küçük adımlarla başlar.<br />
Yakılan ilk fitildir.<br />
Bir öğrencinin kitapla kurduğu bağ, bir öğretmenin bir cümlesi, bir annenin çocuğuna verdiği değer…<br />
Bunların her biri görünürde küçücük ayrıntılar olabilir. Ancak bu ayrıntılar birikir, çoğalır ve bir gün koskoca bir değişimin temelini atar.<br />
Değişimler aslında hep böyle başlar…<br />
Bir şey değişir her şey değişir…<br />
Değişim çoğu zaman korkutur insanı.<br />
Belirsiz bir gelecek vardır karşıda…<br />
Atılan adımların, yürünen yolun nereye çıkacağı belli değildir.<br />
Nereye çıkacağı bilinmeyen bir yol…<br />
Alışkanlıklar güven verir, bilinen yol daha az risklidir.<br />
Unutulan bir gerçek vardır: Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir. Hayat, durağanlığı kabul etmez.<br />
Uyum sağlamayanlar geride kalır, uyum sağlayanlar ise geleceği şekillendirir.<br />
Bugün dünyaya baktığımızda, teknolojiden kültüre, eğitimden iletişime her alanda büyük dönüşümler yaşanmaktadır.<br />
Bu dönüşümlerin her biri, bir zamanlar küçük bir fikrin, bir kişinin cesaretinin ya da bir toplumun “yeter artık” demesinin sonucudur.<br />
Yani aslında her büyük değişim, bir “bir şey” ile başlamıştır.<br />
Belki de bu yüzden, insan kendini küçümsememelidir.<br />
“Ben neyi değiştirebilirim ki?” sorusu, çoğu zaman hareketsizliğin bahanesidir.<br />
Oysa bir insanın değişmesi, bir ailenin değişmesi demektir; bir ailenin değişmesi, bir toplumun değişmesi demektir.<br />
Zincir böyle uzar gider.<br />
Sonuçta mesele büyük adımlar atmak değil, doğru yönde küçük adımlar atabilmektir. Çünkü bazen bir söz, bir karar ya da bir farkındalık… her şeyi değiştirmeye yeter.<br />
Yeter ki insan değişime inansın…<br />
Gerisi gelir...<br />
Sabır ve mücadele, inanç…<br />
Değiştirmenin altın anahtarıdır.<br />
Durup dururken, emek vermeden, inanmadan hiçbir şey değişmez.<br />
İnançla, sabırla değişmeli, değiştirmelidir insan.<br />
Değiştirmek için yola çıkmalı, değişimin ilk kıvılcımını yakmalıdır.<br />
Bunu başaran da ilk siz olmalısınız. <br />
Evet, gerçekten de bir şey değişir… ve her şey değişir.]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/bir-sey-degisir-her-sey-degisir/605/</link>
<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:25:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR ÖĞRETMEN ÖLDÜRÜLDÜ</title>
<description><![CDATA[Bir öğretmen öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.<br />
Bir değil iki değil üç değil beş değil bu kaçıncı…<br />
Üzüldük, kınadık, yas tuttuk…<br />
Öğretmenler kadar sahipsiz olan baş bir meslek gurubunun olduğunu düşünmüyorum, varsa da ben bilmiyorum.<br />
Herkes öğretmene vuruyor.<br />
Öğretmeni suçluyor.<br />
Resmen şamar oğlanı…<br />
"İyi bir öğretmen bulmak zordur, ama unutmak imkânsızdır".<br />
"İlhamınız yolumu aydınlatıyor, bugünüme ve yarınıma dokundunuz".<br />
"Sabrınız ve ışığınızla güçlendim; sizden öğrendiğim her şey için minnettarım".<br />
“Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve saygıdeğer unsurlarıdır.”<br />
Mustafa Kemal Atatürk: "Öğretmenler; yeni nesli cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır".<br />
Hz. Ali: "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum."<br />
Victor Hugo: "Bir okul açan, bir hapishane kapatır."<br />
Socrates: "Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez"<br />
Bu kadar değer atfedilen bir meslek maalesef yeterli değeri görmüyor.<br />
Övgüler sözden ileri gitmiyor.<br />
Öğretmenin yaptığı tatil bile sorun haline geliyor.<br />
Adı üzerinde öğretmen…<br />
Bir ülkenin temeli…<br />
Bakın diğer ülkelere, onurlandırılmış, özlük hakları ile özel kılınmış, verilen değer ile kutsanmış…<br />
Sözde de özde de değer atfedilmiş.<br />
Bizde ise; gün be gün değeri düşürülen bir öğretmen gerçeği ile karşı karşıyayız.<br />
Ve bu değer görmeme, itibarsızlaştırma, bir lise öğrencisinin öğretmenini bıçaklayarak öldürmesi ile sonuçlanıyor.<br />
Okullar güvenli değil, öğretmenler güvende değil…<br />
Her türlü istismara, saldırıya açık…<br />
Değer; kanunla, yasayla, özlük hakların iyileştirilmesi ile olur.<br />
Hamasetle olmaz!<br />
Okulda yaşanan en küçük bir sıkıntı da öğretmenler hemen şikâyet ediliyor.<br />
İnceleme, soruşturma…<br />
Ceza…<br />
Öyle ki; “çocuğumun psikolojisi bozuldu” diyerek, öğretmen şikâyet ediliyor.<br />
“Öğretmen çocuğuma düşük not verdi.”<br />
“Çocuğum teşekkür alamadı.”<br />
Bu bile şikâyet konusu oluyor.<br />
Öğretmen ne yapsa suç…<br />
Veli, öğretmenin nasıl ders anlatacağına varıncaya kadar karışıyor.<br />
Öğrenciler, öğretmenleri zorbalıyor.<br />
Tehdit ediliyor.<br />
Bu çok fazla…<br />
Had aşılmış durumda…<br />
Başka meslek gurubunda inanın bu işler hiç de öyle değil...<br />
Güvendeler, itibarları var…<br />
Özlük hakları çok iyi…<br />
Hakarete uğramak, dövülmek, bıçaklanmak, öldürülmek nedir ya!<br />
Öğretmenler, asker mi polis mi, bekçi mi?<br />
Cephede savaştalar mı?<br />
“2 Mart 2026 günü okul saatleri içerisinde 11. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Furkan Samet Bakalım, yanında getirdiği bıçakla 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik ile birlikte bir başka öğretmen ve bir öğrenciyi bıçakla yaraladı. Ağır yaralanan Çelik kaldırıldığı hastanede öldü.”<br />
Yastayız…<br />
Bir an önce gerekli yasal düzenlemeler yapılıp öğretmenlerin can güvenliğini teminat altına alınız.<br />
Okullar güvenli, öğretmenler güvende olsun…]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/bir-ogretmen-olduruldu/604/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 11:52:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SAVAŞ ÖLDÜRÜR</title>
<description><![CDATA[Bir filim izler gibi tüm dünya ekranların başına geçmiş, ABD, İsrail-İran savaşını izliyor.<br />
Ölümler rakamlarla…<br />
En çok isyanım da buna benim!<br />
Şu kadar insan öldü.<br />
Ne kolay değil mi?<br />
Suçsuz günahsız insanlar savaşlarda yok olup gidiyor.<br />
Açık ve net belirteyim: küçük bir karıncanın bile ölümü insanın içini sızlatır; bırakın karıncayı bebek, çocuk, genç, yaşlı hepsi ama hepsi savaşın kurbanları…<br />
İsrail tarafından ilkokul hedef alındı, bombalar yağdırıldı. Yüzlerce küçücük kız çocuğu öldü.<br />
Savaşın hukuku yok!<br />
Demiştim ya “yeni bir çağ” diye.<br />
Evet! Dünyada yeni bir çağ başladı.<br />
Bu çağ yıkım, barbarlık, ölüm üzerine…<br />
Demokrasi, insan hakları, yasa, hukuk hak getire.<br />
Güçlüler ve zayıflar…<br />
Zenginler ve yoksullar…<br />
İran’a dört koldan saldırıyorlar…<br />
İnsanları öldürüyorlar…<br />
Neden?<br />
ABD, dünyanın bir ucundan gelip, “bana yan baktın” diyerek İran’a savaş açıyor.<br />
İran’dan sonra Küba…<br />
Küba’dan sonra sırada kim varsa…<br />
Geçenlerde fuhuş adası ve Jeffrey Epstein belgeleri adı altında korkunç olaylar ifşa oldu.<br />
Dünya liderleri ve zengin iş adamlarının fuhuş adasında neler yaptığını tüm insanlık öğrendi.<br />
İşin kötüsü Jeffrey Epstein belgeleri dünyada ciddi bir tepkiye yol açmadı.<br />
Dünya ayağa kalkmadı.<br />
Oysaki düne kadar dünyanın herhangi bir yerinde insanlık dışı bir olay olduğunda ülke halkları yağa kalkar, yeri yerinden oynatırdı.<br />
İstifalar, yargılamalar, gözaltılar başlardı.<br />
Dünya nereye gidiyor?<br />
Şu an ABD, İsrail- İran Savaşı yaşanmakta ve dünya bu savaşı seyretmektedir.<br />
Kimseden ses yok!<br />
Bu savaşın mübarek ramazan ayında gerçekleşmiş olması, bir nevi tüm Müslüman âlemine karşı bir meydan okumadır.<br />
Bu böyle bilinmelidir.<br />
Savaşların kendi içinde bile hukuku vardır, maalesef bu hukuk bugün hiçe sayılmıştır.<br />
Tabii ki bu işin farklı bir boyutudur.<br />
Savaşların haklı bir nedeni olamaz.<br />
Emperyal güçlerin kendi çıkarları için insanlığı yok etme hoyratlığıdır.<br />
Onlar için insanın hatta canlının, doğanın bir önemi yoktur.<br />
Bugün yaşanan savaşın temel nedeni; İran devletinin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine çökme girişiminden başka bir şey değildir.<br />
ABD ve İsrail bu gerçeği saklamamışlardır.<br />
Açıkça beyan etmişlerdir.<br />
İran’ı artık biz yöneteceğiz, demişlerdir.<br />
Savaş Öldürür!<br />
Savaş ölüm demektir.<br />
İnsanlık tarihinde hep böyle oluştur.<br />
Suriye’de, Irak’ta nasıl olduysa İran’da da aynısı olacak…<br />
Ölümler, göçler, açlık, yoksulluk…<br />
Daha fazla ülkeleri sömürmek için dünyayı yok etme kafası nereye kadar?<br />
Durmaz emperyal güçler…<br />
Dünya halkları zalimin zulmüne ses çıkartmadıkça ABD ve İsrail daha fazla saldırganlaşacak, dünyayı yaşanmaz hale getirecekler…<br />
Demokrasi, özgürlük, evrensel değerler…<br />
En büyük yaşam güvencesidir.<br />
Asla vaz geçmeyiniz!]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/savas-oldurur/603/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 10:56:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GERÇEKLERİ KONUŞABİLMEK!</title>
<description><![CDATA[Ne desen ne etsen ne konuşsan sıkıntı; kurduğunun her cümlenin altında mutlaka bir alt niyet, fesatlık aranır.<br />
Şöyle rahat bir cümle kurma, doğru bilgileri dile getirme şansın hiç yok.<br />
Bu ülkede sanırım en zor iş gerçekleri konuşabilmek.<br />
Birileri ile konuşurken kurduğun her cümlenin iyi düşünülüp, doğru tartılması ona göre konuşulması gerekmektedir.<br />
Doğal bir konuşmadan elli tane mana çıkartmak ülkemiz insanına has olsa gerek…<br />
En kötüsü ne biliyor musunuz?<br />
Tarihi bir tespit yapamaya kalksanız, başlıyorlar…<br />
Sen ne demek istiyorsun?<br />
Senin maksadın ne?<br />
Sen kasıtlı yapıyorsun bu yorumu…<br />
Bizi gömüyorsun…<br />
İyi de tarihin gerçeklerini, olduğu gibi konuşmak ya da anlatmak ne ise onu dile getirmek ne birilerini gömmektir, nede kötülemektir.<br />
İnanın, “Cumhuriyet 1923’te kuruldu.” demekten bile korkuyor insan, acaba bunun altında bir kötü niyet aranır mı? Diye.<br />
Rahat rahat Osmanlı’yı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikâyesini konuşmak bile sıkıntı yaşıyoruz.<br />
Ne konuşacağız?<br />
Nasıl konuşacağız?<br />
Köylüler üzerine bir tespit yapmaya gör, başlıyorlar…<br />
Köylülere ne demek istiyorsun?<br />
Sen köylülere cahil mi diyorsun?<br />
Köylüler medeniyetten uzak mı? Dedin.<br />
Demek istediğim bir şey yok, sadece köylülerle ilgili tarihi gelişmeleri anlatmaya çalışıyorum.<br />
Bir tespit…<br />
Bir tahlil…<br />
Sosyolojik, felsefik bakış açıları ile meseleyi ele alabilmek…<br />
Yapılmak istenenin hepsi bu!<br />
Sonuçta köylüler, kırsallarda yaşayan insanlar, dolayısı ile kendilerine göre bir kültürü ve yaşam şekilleri var.<br />
Şehir kültürü ile yaşayan insanlar değiller.<br />
Böyle bir tespit yapmak normal değil mi?<br />
Bunda bir aşağılama ya da köylülere hakaret var mı?<br />
Avrupa kıtasında bir sürü medeni, teknik gelişmeler, buluşlar oldu.<br />
Bu gelimeler Avrupa ülkelerini çok ileriye taşıdı.<br />
Rönesans, reform, sanayi devrimi, Fransız ihtilali, coğrafi keşifler ve bir sürü buluşlar…<br />
Neden Avrupa diyoruz?<br />
Bugün kullandığımız tüm teknoloji Avrupa menşeili de ondan…<br />
Çin, Japonya yeni medeniyet coğrafyası…<br />
Eskilerden Sümerler, Mısırlar…<br />
Tarihi gerçeklik tüm bunlar…<br />
Yok mu sayalım?<br />
İnkâr mı edelim?<br />
Görmezden mi gelelim?<br />
Anlamıyorum, tarihle ilgili bir şey söylesen birileri çıkıp, “Sen ülkemizi küçümseyemezsin” diyor.<br />
Bunun neresi küçümseme?<br />
Bizler hala bir meseleyi medeni insanlar gibi konuşabilecek düzeyde değiliz.<br />
Bir şey söylesen bunu bir aşağılama, saldırı olarak algılıyor insanlar…<br />
Niye saldırı olsun?<br />
Bir yerel yönetim ile ilgili bir tespit yaptığında birileri bir yerlere çekiyor.<br />
Hoşuna gidiyorsa seninle ilgili güzel cümleler kuruyor, hoşuna gitmiyorsa bir sürü laf ediyor.<br />
Kişisel, düşünsel saldırıyor.<br />
Can Yücel’in bu konu ile ilgili meşhur bir sözü vardır, buraya o sözü yazmayacağım.<br />
Hiç de yeri değil!<br />
Bir yerlerden başlamak gerek doğrusu.<br />
Konuşmalı hem de, her şeyi konuşmalı…<br />
Medeni olmanın yolu konuşmaktan geçer…<br />
Övmek, yermek sıradan ve basit insanların işidir.<br />
Dünya ve ülke gerçekleri üzerine tabii ki tespitler yapabilmeliyiz. Tespit yapılmadan doğrular öğrenilmez. Doğrular öğrenilmeyince de bir adım ileriye gidemeyiz.<br />
Artık şu kısır döngüden kurtulalım.<br />
Belli bir eğitim almış insanların böyle basitliğe düşmesini, karşılıklı bir konu üzerinde sohbet edememesini anlamıyorum, anlamakta istemiyorum.<br />
Bilim denilen şey, gerçekler üzerine inşa edilir.<br />
Gerçekçi olmadan da bilim yapılmaz.<br />
Gerçekleri konuşmak en büyük bilimdir!<br />
De hadi gerçekleri konuşalım! Durum tespiti yapalım!<br />
Ne dersiniz?]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/gercekleri-konusabilmek/602/</link>
<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 12:42:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SEVGİ KURTARIR</title>
<description><![CDATA[Aman Allah’ım! Nereye baksan orada kavga, karışıklık, husumet, savaş…<br />
İnsanların tahammül sınırları yok olmuş.<br />
Herkes birbirine düşman…<br />
Geçen hafta konu etmiştim “Yan baktın” kavgasını…<br />
Sonu ölümle biten bir akran zorbalığı...<br />
Kardeşkanı…<br />
Çok fena şeyler…<br />
İnsanın kanını dolduruyor.  <br />
Basına konu olan ve ölümle sonuçlanan araç muayene istasyonunda yaşananlara ne demeli?<br />
İnsanın aklı almıyor.<br />
Nereye gidiyoruz?<br />
Neler oluyor?<br />
Anlamak mümkün değil…<br />
Sonuçta insanların yaşadığı bir dünyada yaşıyoruz; tabii ki sorun, sıkıntı olacak…<br />
Burada bir sıkıntı yok!<br />
Yaşanası dünya güllük gülistanlık değil…<br />
Farkındaysanız.<br />
Biliyoruz.<br />
Fakat yaralamalı, öldürmeli olayların çıkış sebebine bakıyorsunuz, saçma sapan, incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler…<br />
Bir özür dilemekle çözülecek…<br />
Bir özür…<br />
Affedersiniz…<br />
Kusura bakmayınız…<br />
Kişi kusur işlemese de yanlış anlaşılma olmuştur.<br />
Olabilir…<br />
Bunda ne var?<br />
Gülünüp geçilecekken…<br />
Nerelere varan sonuçlar…<br />
İş çığırından çıktı.<br />
Her gün insanın yüreğini sızlatan olaylar.<br />
Bu nedir?<br />
Kavganın, kinin, nefretin kimseye bir faydası yok, olmamıştır da…<br />
İnsan dünyanın en kıymetli yaratılmışıdır.<br />
21. yüz yılda hala bunu anlamadık mı?<br />
Yaşamak, insanoğlunun en büyük hakkıdır.<br />
Bu hakkı, “Yan baktın, canımı sıktın” diyerek, kimse alamaz…<br />
Ne kolay değil mi? Bir insanın yaşamına son vermek…<br />
Yazıklar olsun yaşadığımız yüzyıla…<br />
Bütün dinler sevmeyi, sevilmeyi emreder…<br />
Sevginin büyüklüğünü anlatır…<br />
Ve sevgiyi yaşamına geçirmiş insanları Allah, Cennetle ödüllendirir…<br />
Aslında tüm insanlık da sevginin kutsallığı üstüne kurar yaşamı…<br />
Yasalar, kanunlar da sevgi üstünedir.<br />
Sevginin karşılığı ödüldür.<br />
Kötülüğün karşılığı ise cezadır.<br />
Zor değil!<br />
Sevmek…<br />
Her şey sevmekle başlar…<br />
İnsanı insan olduğu için sev kardeşim!<br />
Korkma!<br />
Sevmekten korkulur mu?<br />
Başka da bir yol yok.<br />
Her gün canlar bir bir toprağa veriliyor.<br />
Yürekler dağlanıyor.<br />
Neyi paylaşamıyoruz?<br />
Neyin kavgasını veriyoruz?<br />
Sevgi kötülüğün panzehiridir.<br />
 Doğru yol sevgidir.<br />
Bu dünyayı sevgi kurtarır…<br />
Başka bir şey değil!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/sevgi-kurtarir/601/</link>
<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 12:01:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAN BAKTIN!</title>
<description><![CDATA[Birkaç hafta önce “Yeni Bir Çağ!” adı altında bir köşe yazısı kaleme almıştım.<br />
Sanırım birçoğunuz okudunuz.<br />
Ne demiştik: Dünyadaki gelişmeler, bize yeni bir çağın başladığını göstermektedir.<br />
Örnekler vermiştim.<br />
Tüm veriler beni haklı çıkartıyor.<br />
Tezimi doğruluyor.<br />
Adı üzerinde, yeni bir çağ…<br />
Bu yeni çağda, dünya insanı ciddi manada geriye savruldu.<br />
Önem verdiğimiz; uygarlık, medeniyet, gelişmiş toplum; ilerleme, hukuk, yasa hiçe sayıldı.<br />
Güçlü olmak, haklı olmak anlamına geldi.<br />
Düşünebiliyor musunuz: Kadınlar; çalışma hayatından çekildi, sosyal yaşam alanındaki varlıkları sonlandı.<br />
Yetmedi, eğitim görmeleri yasaklandı.<br />
Afganistan, İran, Irak, Suriye, Libya, Lübnan, Yemen…<br />
Ortaçağ zihniyetine geri döndü.<br />
Bunun adı Yeni Çağ’dır!<br />
Yeni çağ maalesef ülkemizde de hayat buldu.<br />
Sinirli, stresli, kavgaya hazır insanlar var olmaya başladı.<br />
Ülkenin her yerinden şiddet içerikli haberler sosyal medyada yer buldu.<br />
Kavgalar, ölümlü olaylar vesaire…<br />
Ve yan baktın cinayetleri…<br />
Nereden nereye geldik…<br />
Sokakta gezemez olduk…<br />
İnanın sokaklar hiç güvenli değil…<br />
En son İstanbul’da “Bana yan baktın!” diyerek, bir çocuğun kendi yaşında bir çocuğu bıçaklayarak öldürmesi, insanlığın bittiği yer dedirtti.<br />
Nasıl olabilir?<br />
Gencecik bir çocuk, başka bir çocuğa “bana yan baktın.” diyerek, onu nasıl öldürebilir?<br />
Aklım almıyor.<br />
Buralara nasıl geldik?<br />
Anlamış değilim.<br />
Bu olay münferit bir durum olsaydı, ülke ayağa kalkmazdı.<br />
Ciddi bir tepki oluşmazdı.<br />
İnanın, toplumun ruh halinin nereye doğru gittiği meçhul…<br />
Kaygı duyuyorum.<br />
Dünyanın gidişatı da hiç iyi değil.<br />
Bunca yıl var edilen medeni değerler neredeyse hiçe sayılmakta, orman kanunları hayat bulmakta…<br />
Güçlünün, zayıfı yok ettiği bir çağ hâkim olmakta…<br />
Şiddet sıradanlaşmakta...<br />
Birlik, dirlik, düzen…<br />
Bir ülkenin olmazsa olmazıdır.<br />
Vatan, millet…<br />
Huzurlu…<br />
Güven içinde…<br />
Kardeşçe, dayanışarak, paylaşarak…<br />
Dostça, barış içinde yaşamak…<br />
Hem ülke olmanın bilinci hem de insan olmanın gerekleri bunlar…<br />
“Yan baktın!” nedir ya!<br />
Bu çağa yakışıyor mu?<br />
Bir taraf uzaya giderken bir taraf hala “yan baktın!” ilkelliği…<br />
Yaşamda kalmak ya da yok olmak…<br />
Anlardan ibaret…<br />
Bir varmış bir yokmuş misali…<br />
Artık ülke olarak aklımızı başımıza almalıyız.<br />
Birlik olmalıyız.<br />
En değerli varlık insandır.<br />
İnsanın huzurlu, güven içinde yaşaması için gerekli hassasiyeti göstermeliyiz.<br />
Bir Allah’ın kulunun bile burnu kanamamalı…<br />
Yaşananlar en büyük ders…<br />
Yazık gencecik çocuklar sokakta akranları tarafından öldürülüyorlar…<br />
Büyük acılar bunlar…<br />
Yürek dayanmaz…<br />
İnsan olan duyarsız kalamaz.<br />
Artık yeter, yeter…]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yan-baktin/600/</link>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 14:01:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇOCUKLAR TATİL BAŞLADI</title>
<description><![CDATA[Günler, aylar, yıllar nasıl geçiyor inanın insan anlayamıyor; bir su misali akıp geçip gidiyor.<br />
Bir arkadaşım, “Okul başladığı gün bil ki dönem bitmiştir.” derdi.<br />
Haksız da sayılmaz, yeter ki ilk gün başlasın, gerisi geliyor.<br />
Çocuklar; derdine düştüğümüz zamanın akıp gittiğinden habersiz, oyun derdindeler.<br />
Çocuklar işte!<br />
Bizde çocuktuk bir zamanlar…<br />
Tatili ipler çeker, okulun tatil oluşuna çok sevinirdik.<br />
Bizim zamanımızda bolca dayak vardı.<br />
Dayaktan yılardık.<br />
Tatili biraz da o nedenle isterdik.<br />
Şimdi öyle değil…<br />
Çocuklar evde olamadıkları kadar okullarda özgür ve özel…<br />
Veliler, öğretmenin ses tonundan rahatsız olabiliyor, bunu da şikâyet konusu yapabiliyor, “Çocuğumun psikolojisi bozuldu.” diyebiliyor.<br />
Neyse tatile girdi çocuklar…<br />
Okul konforlu bir yaşam alanı da sunsa tatil tatildir.<br />
İki hafta boyunca öğrenci tatilin tadını çıkaracak…<br />
Gezecek, tozacak, eğlenecek…<br />
Tabii ki de dinlenecek…<br />
Çocukların; tablet, telefon, televizyon, bilgisayar bağımlılığı velilerin kâbusu…<br />
Çocuklar için büyük bir tehlike…<br />
Ne diyeyim, her dönem çocukların karşısına bir şeyler çıkartılıyor.<br />
Bizim zamanımızda videolar yeni çıkmıştı.<br />
Kahvehanelerde, pastanelerde video izlemek için bin bir yolu denemekteydik.<br />
Bunun için az yumurta, ceviz satmadık…  <br />
Anlayacağınız her zaman çocukların sınanacağı bir tehlike vardı.<br />
Tehlikelerden uzak duran hep kazanmıştır.<br />
Başarı öyle kolay gelmez.<br />
Bu arada çocukların karnesine çok takılmayın!<br />
Kızıp, azarlamayın, psikolojik şiddet uygulamayın çocuklara…<br />
Karnedir...<br />
İyiliği, kötülüğü yıllar içinde değişebilir.<br />
Nice kötü karneli çocuklar en iyi yerlere gelmiştir.<br />
Örneklerle sabittir.  <br />
Öğretmenler tatilde “Çocuklar bol bol kitap okuyun.” demiştir.<br />
Çocuklar, hem dinlenecek hem de iki haftayı çok iyi değerlendirecek...<br />
Öyle yan gelip yatmak yok.<br />
Velilere büyük iş düşüyor.<br />
Biliyorsunuz, eğitim ailede başar.<br />
Aile çocuğunu iyi yetiştirmezse, okul çocuğu eğitmede yetersiz kalır.<br />
Tertip, düzen…<br />
En önemlisi de ahlak…<br />
Son zamanların en büyük eksiği, çocukların ahlaki konularda istendik düzeyde yetişmemesi…<br />
Ahlaki çöküntü net!<br />
Biz yine tatil meselesine dönelim.<br />
Sabah erkenden kalkmalar, okulun yolunu tutmalar, dersler, öğretmenler…<br />
Kolay değil…<br />
Bir dönem geride kaldı.<br />
Yoruldu çocuklar…<br />
Bizler; yolda, sokakta, bahçe aralarında, dere kenarında, evlerin damında, gece gündüz demeden oynar dururduk.<br />
Zaman kavramı yoktu.<br />
Devir değişti.<br />
İhtiyaçlar sınırsız olsa da kaynaklar sınırlıdır.<br />
Zaman kavramı tepemizdedir.<br />
Her şey zamanla planlı…<br />
Çocuk da olsan fark etmiyor.<br />
Çocuklar sınırlı zaman içinde kendinizi mutlu edecek şeyler yapınız.<br />
Sizden daha değerli bir şey yok!<br />
Kitap okumayı bir angarya iş olarak görmeyin!<br />
Kitap okuyun hem de çok…<br />
Tatile girmeniz, görev ve sorumluluklarınızı yerine getirmeyeceğiniz anlamına gelmez.<br />
Her daim sizi bekleyen görev ve sorumluluklarınız var.<br />
Bu bilinçte hareket ettiğinizi biliyorum.<br />
Anneniz, babanız demokrasinin kılıcı gibi tepenizde; siz unutsanız, unutmak isteseniz de onlar unutturmazlar.<br />
Uzun bir tatil değil…<br />
İki hafta…<br />
Ne diyelim!<br />
Tatil kısa da olsa tadını çıkartın!<br />
Çocuklar tatil başladı…]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/cocuklar-tatil-basladi/599/</link>
<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:20:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YENİ BİR ÇAĞ!</title>
<description><![CDATA[Tarihin çağları insanoğlu ile başlar ve günümüze kadar devam eder gider.<br />
Tarih ne kadar insanın yeryüzüne gelişi ile de başlasa bilmediğimiz dönemleri var.<br />
Biz buna karanlık çağlar diyoruz.<br />
Yazının bulunuşu milat oluyor ama daha öncesinde taşlar, topraklar, kullanılan aletler bize ışık tutuyor.<br />
Kullanılan aletlerin yanı sıra kap kacak bir ipucu veriyor.<br />
Bakır, tunç, demir gibi ayrımlar yapıyoruz.<br />
Milat sıfır kabul ediliyor.<br />
Yazılı tarih başlıyor.<br />
İnsanoğlu yaptığını ettiğini yazıya döküyor.<br />
Yazılı tarihin başlangıcı M.Ö 3200…<br />
İlk çağ diyoruz bu döneme…<br />
376 Kavimler Göçü ile ilk çağ sona eriyor.<br />
Kavimler Göçü büyük bir olay bu arada…<br />
İstanbul’un Fethi Orta Çağ’ı sonlandırıyor.<br />
Osmanlı’nın Dünya Tarihine damgasının vurduğu çağ da dense yeridir.<br />
Bir zamanlar üç kıtaya hâkim olmuş, dünya tarihine yön vermişiz.<br />
Sonra Avrupa’da coğrafi keşifler, rönesans, reformlar derken, Fransız İhtilali (1789) Yeni Çağı sonlandırıyor, Yakın Çağı başlatıyor.<br />
Yakın Çağ; Fransız İhtilali ile günümüze kadar devam edip gidiyor.<br />
Bu arada tarihsel bir sürü gelişmeler yaşanıyor.<br />
Teknolojideki gelişmeler nedeniyle çağla ilgili adlandırmalar yapılmıyor değil…<br />
Uzay Çağı…<br />
Teknoloji Çağı… <br />
Bilişim Çağı…<br />
Milenyum Çağı…<br />
Dünyayı topyekûn etkileyen olaylar üzerine çağlar yeniden adlandırılmış.<br />
Bu olaylar yeni çağlar için milat olmuş.<br />
ABD’nin, Venezüella Devlet başkanı Nicolas Maduro’yu kendi ülkesinden kaçırarak esir alması, dünyada yeni bir çağın başlangıcı olarak kabul edilebilir.<br />
Bir ülkenin devlet başkanını, karga tulumba alıp götürmek…<br />
Ne demektir?<br />
Dünyada eşi ve benzeri yoktur.<br />
Venezüella devlet başkanı Nicola Maduro’nun, ABD tarafından kaçırılması başlı başına büyük bir olaydır.<br />
Tarihidir...<br />
Milattır…<br />
Uzun zamandır tek kutuplu bir dünya ile karşı karşıyayız.<br />
ABD çok güçlü bir ülke…<br />
Düne kadar Rusya, Çin, Avrupa Ülkeleri, ABD’ye karşı bir ölçüde denge olmaytaydı.<br />
En azından bizler öyle sanıyorduk.<br />
Son yıllarda güçlü devletlerin, dünya ülkeleri üzerinde siyasi, askeri, ekonomik yaptırımlar uygulaması, ardından resmen ülkelerin işgal edilmesi ve en sonunda da Venezüella devlet başkanının esir alınması yeni bir çağın başlangıcından başka bir şey değildir.<br />
Yeni bir çağ başlıyor.<br />
İran, Suriye, Ukrayna, Irak, Küba, Danimarka…<br />
ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka’nın egemenliğinde olan Grönland adası ile ilgili, “Grönland adası bizim.” dedi.<br />
Bunu söylerken de hiçbir gerekçe göstermedi.<br />
Neymiş efendim: "Grönland konusunda isteseler de istemeseler de bir adım atacağız. Çünkü biz bunu yapmazsak, Rusya ya da Çin Grönland’ı ele geçirecek ve Rusya ya da Çin’in komşumuz olmasını istemiyoruz. Ben bu işi kolay yoldan, bir anlaşmayla çözmeyi tercih ederim. Ama eğer kolay yoldan olmazsa zor yoldan yaparız."<br />
Sanki insanoğlunun tarihi yolcuğu biraz geriye doğru gidecek gibi görünüyor.<br />
Biliyorsunuz coğrafi bir terim vardır.<br />
Menderes…<br />
Bir nehrin, akıntının veya başka bir suyolunun kanalındaki bir dizi düzenli kıvrımlı eğrilerden, kıvrımlardan, döngülerden dönüşlerden biridir.<br />
Nehirler, ırmaklar, dereler düz bir çizgide akmazlar; bazen kıvrımlı, bazen eğimli akarlar, hatta bazen geldiği yönden geri döner… Uzun bir mesafe…<br />
İnsanlık tarihi de mendereslere benzer…<br />
ABD’nin, Venezüella Devlet başkanı Nicola Maduro’yu kaçırması bir milattır.<br />
Yakın Çağı bitirmiş, yeni bir çağı başlatmıştır.<br />
Başlayan bu yeniçağın adını ne koymalıdır?<br />
Gelin adını siz koyun… ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yeni-bir-cag/598/</link>
<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 10:26:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KAR YAĞDI</title>
<description><![CDATA[Ülke olarak derin bir nefes aldık, büyük bir “oh” çektik, tam umudumuzun tükendiği yerde umudumuz yeşerdi.<br />
İnanın ne kadar mutlu oldum bilemezsiniz!<br />
Gerçekten de ülkemizde büyük bir kuraklık baş göstermiş, susuzluk kapımızı çalmış, çoğu ilde su kesintisi çoktan başlamıştı.<br />
Televizyon kanallarında şu ilde şu kadar su kaldı, haberleri verilmekteydi.<br />
Tabii ki sadece ülkemizin sorunu değildi.<br />
Özellikle orta kuşak ve ekvatora yakın bölgelerde kuraklık resmen kendisini hissettirmişti.<br />
İran için başkentinin başka bir yere taşınacağı bile konuşulmaktaydı.<br />
Yağan kar ne kadar derdimize ilaç olur bilinmez.<br />
Şimdilik tehlike atlatıldı.<br />
Şimdilik…<br />
Umut edelim ki daha çok kar yağsın, barajlarımız dolsun, ülkemiz susuz kalmasın.<br />
Umut etsek de gerçekler gün gibi ortada…<br />
Bir kuraklık var, bu kuraklık insan yaşamını tehdit etmekte…<br />
Ne kadar çok özlemişiz karın yağmasını.<br />
Her yer beyaza büründü, kar manzaraları aldı yürüdü.<br />
Çocuklar bayram etti.<br />
Sosyal medya kar fotoğrafları ile doldu taştı.<br />
Çocuklara verilen kar tatili, doğaya bir teşekkür niyetineydi.<br />
Eskiden kar yağdı mı, hayat durur, çile başlardı.<br />
Kışa lanet okunurdu.<br />
Şimdi karın yağması için kar duasına çıkılıyor.<br />
Ülke olarak anladık, karın ne işe yaradığını.<br />
Kar; bereket, bolluk, yaşam demekmiş.<br />
Hep köşe yazılarımda doğanın döngüsünden bahsederim.<br />
Döngü denilen şey aslında dört mevsimdi.<br />
Yıllardır bu dörtten birisi eksikti.<br />
İşler kötüye gidiyordu. İlkbahar, yaz, sonbahar…<br />
Kış yok!<br />
Kış olmalıydı.<br />
Kar yağmalıydı ki yer altı suları, kaynak suları beslensin; barajlar, göller dolsundu.<br />
Hep denir ya “eskiler” diye…<br />
İlk defa ben de “eskiler” diyorum.<br />
Gerçekten de eskiye özlem duyuyorum.<br />
Karın çok yağmasından dolayı okula gidemezdik.<br />
Günlerce elektrikler kesilirdi.<br />
Lambanın ışığında yaşam sürerdik.<br />
Ben eskinin karından istiyorum.<br />
Kış eski kışlar gibi olsun…<br />
Ülke olarak sular tükenmeden, ülkede kuraklık dibe vurmadan önlem almalıyız, su sorununu çözmeliyiz.<br />
Ciddi bir su sorunu ile karşı karşıyayız.<br />
Suyun yokluğu hiçbir şeye benzemez.<br />
Düşünün ki ülkede su kıtlığı başladı, ne yaparız?<br />
Ne yapacağız?<br />
Bugün çöl diye atfedilen yerler bir zamanların ormanlık alanlarıydı.<br />
Zaman içinde ormanlar yok edildi, bu yerler çöle dönüştü.<br />
Dünya hep aynı kalmıyor.<br />
Dünya tarihine bakıldığında ne demek istediğim çok iyi anlaşılır.<br />
Suyun çözümü bulunmaz, ülkede kuraklık kalıcı hale gelirse göç başlar; ülke insanı ülkeyi terk eder.<br />
Diğer ülkelerde olduğu gibi…<br />
Yaşam sanki orta kuşağın kuzeyine doğru kayacakmış gibi geliyor.<br />
Neyse aklımıza kötü şeyler getirmeyelim, karın tadını çıkaralım.<br />
Daha çok kar yağsın…<br />
Kar berekettir!<br />
Kar yaşamdır!]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/kar-yagdi/597/</link>
<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 13:28:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SANAYİDE BİR GÜN</title>
<description><![CDATA[Çok uzun zamandır sanayiye yolum düşmediği için, çoğu yaşanmışlıkları da işin doğrusu unutmuşum.<br />
İnsanoğlu işte unutur, unutmak ister.<br />
Unutulmayacak bir konu da değil, sonuçta araba ve sanayi hikayeleri…<br />
Öyle elzem şeyler değil ki!<br />
İnsan zaman içinde bir şeylerin değiştiğini düşünür daha doğrusu umut eder.<br />
Diyalektik olarak da bu öyledir. Zaman kendi gerçekliği içinde her şeyi değiştirir ve yeniler.<br />
Eski eskide kalır…<br />
Ne denir; “Değişmeyen tek şey değişimdir.”<br />
Doğrudur, bir niceliksel değişimden bahsedilebilir.<br />
Her şeyin değişip dönüştüğü gibi sanayi de değişiyor, dönüşüyor.  <br />
Bölgesi ve yeri değişen iş yerlerini bulmak öyle kolay olmuyor.<br />
Arabalar, ustalar, çıraklar, işyeri levhaları…<br />
Şaşaalı tamirhaneler…<br />
Ustalar, çıraklar el birliği halinde arabanın motorunu, kaportasını tamir etme derdinde…<br />
Her tamirhanede tatlı bir telaş var…<br />
Bu görüntü insana güven veriyor, aracının arızasının bulunup hemen tamir edileceğini ve aracının sorunsuz bir şekilde şahsına teslim edileceğini düşündürüyor.<br />
Vereceğin paranın, usta tarafından helalinden harcanmasını çoktan onaylamış durumdasın.<br />
Alın teridir tabii ki bir karşılığı olacak...<br />
Uzun zamandır sanayiye yolumun düşmediğini belirtmiştim.<br />
Neyse…<br />
Tüm hayallerim suya düştü.<br />
Eski hamam eski tas…<br />
Bizim memlekette değişen bir şey yok!<br />
O ustadan o ustaya akşam oldu, arabanın arızası giderilemedi.<br />
Yapılan iş hep el yordamı ile anam, babam işi…<br />
Tahminler, ihtimaller üzerine arıza bulunmaya çalışılıyor.<br />
Demem odur ki işten anlayan usta bulmak çok zor…<br />
Bir de arabanın sorunu çözülemediği halde harcadığın para gerçeği var.<br />
İnsan neye üzüleceğini bilemiyor.<br />
Verdiği paraya mı, arabanın tamir edilmediğine mi, harcadığı zamana mı?<br />
Arabanın tamir edilmesi kolay bir iş değil…<br />
Bir doktor, mühendis düzeyinde kafa isteyen işler.<br />
“Öyle ben ustayım, arabayı tamir ederim.” demekle olacak işler kesinlikle değil…<br />
Eskiden şöyle bir söz vardı: “Bir şey olmazsan öğretmen, polis bari ol!”<br />
Aynı kafa, “Anlaşıldı sen okumayacaksın, seni sanayiye verelim; hiç değilse bir motor, kaporta ustası ol!”<br />
“Sen okumayacaksın bari motor tamircisi, kaportacı ol!” denilerek, bir ülkenin sanayisini nitelikli hale getiremezsiniz.<br />
Kalkınma, ilerleme olmaz.<br />
Akşama kadar bir sürü usta ile muhatap ol, sorunu çözülememiş araçla evine geri dön.<br />
İstenilen paralar dudak uçuklatıcı, bu da işin başka bir boyutu.<br />
Şunu açıklıkla söyleyebilirim: Saniyede çalışmak iyi bir usta olmak zekâ, bilgi, birikim; nitelikli bireyler ister.<br />
Ahlaki boyuta hiç girmiyorum.<br />
Onu sonra konuşuruz.<br />
Ülkenin sanayisi gelişsin, iyi işler olsun isteniyorsa devlet, mesleklerin seçiminde yeni bir yol ve yöntem belirlemeli. Zeki ve yetenekli çocukların meslek liselerini tercih etmeleri sağlanmalıdır.<br />
Zeki ve yetenekli çocuklar, meslek liselerinde okumalı ülkenin sanayisinin gelişmesine katkıda bulunmalıdır.<br />
Avrupa’daki gibi bir sistem olmalıdır.<br />
Bir taraftan meslek öğrenmeli bir taraftan tahsil yapmalıdır.<br />
Meslek liselerinden; yüksek okullara, mühendisliklere sınavsız geçiş olmalı, düz liselerden teknik yüksek okullara ve mühendisliklere geçiş kesinlikle olmamalı…<br />
Öğrenci meslek liselerinden üniversiteye kadar bir alanda yetiştirilmedir.<br />
Anadolu liselerinden mezun olan bir öğrenci iki yıllık bir yüksek okul eğitimi ile bir meslek öğrenemez, hatta dört yıllık bir eğitim bile yeterli gelmez.<br />
Kolay değildir, iki yılda elektrikçi, elektronikçi, bilgisayarcı, muhasebeci, sağlıkçı, tarımcı olmak.<br />
Her biri uzun bir eğitim serüveni ve uygulama alanında yetişme ister.<br />
Öyle iki yıl, dört yıl teorik eğitimle kişi ne teknisyen ne mühendis olur.<br />
Her şey kâğıt üzerinde, teorik; sonuç, kocaman bir sıfır...<br />
Bu kafa ile bir arpa boyu yol alınamaz.]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/sanayide-bir-gun/596/</link>
<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 10:33:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ZENGİNLİK Mİ?</title>
<description><![CDATA[Arkadaş ortamında zenginlik konusu geçince, “Zenginlik heves edilecek bir şey değildir.” der, kendimce gerekçelerini anlatmaya çalışırım.<br />
Arkadaşlarım da hemen tepki gösterirler: “Git işine, zenginlik istenmez mi, en güzel şey zenginliktir.” derler.<br />
Benim derdim fakirliği övmek falan değil.<br />
Tarikat, tekke, tasavvuf ehli falan da değilim.<br />
Çok zengin olmaktan bahsediyorum.<br />
Tabii ki varlıklı olmak, başkalarına muhtaç olmamak önemlidir.<br />
Ne için, kim için çalışırız?<br />
Kimse parasını çöpe atmaz.<br />
Ülkelerin de tüm çabası zenginlik içindir.<br />
Ekranda boy gösterenler, ülkeyi yönetenler…<br />
Ülke halkının zenginliğinden dem vururlar.<br />
Ekonomik verileri bu temelde halka anlatılırlar.<br />
Tüm bunlara bir şey dediğimiz yok.<br />
Çevrenin, mahallenin, şehrin, ülkenin en zengini olmak…<br />
Bundan bahsediyorum.<br />
Orta gelirli değil, üst gelirli olmak diyorum.<br />
Parasının esiri olan zenginleri konu ediyorum.<br />
Zenginler paranın esiri olurlar.<br />
Daha fazla kazanma hırsı insanı insanlıktan çıkartır.<br />
Mutsuz eder…<br />
Neyi olursa olsun insana yetecek kadar olsun.<br />
Fazlası zarardır.<br />
Bunu demek istiyorum.<br />
Zenginlik karşıtı değilim ama kişinin çok parası, malı mülkü olmasına karşıyım.<br />
Çok fazla para, mal, mülk aslında kişiye yüktür.<br />
İhtiyacından fazlasını himayesinde bulundurmak, kişiye ne katar?<br />
İnsan ömrünü elindeki malları çoğaltma derdi ile yaşar…<br />
Sonra yok olur gider…<br />
Zenginlerin ne huzuru ne mutluluğu vardır.<br />
İnsani değerlerini çoktan çocukluğunda bırakmıştır.<br />
Tek dostu malları ve mülküdür.<br />
Başka dostu yoktur.<br />
Çevresindeki insanlara şüphe ile yaklaşır…<br />
Kendisinden hep bir beklenti içinde olduklarını, menfaat için kendisi ile yakınlaştıklarını düşünür.<br />
Çocuğu, eşi, yakınları bile ona yabancılaşır…<br />
Nereden mi biliyorum?<br />
Birebir gözlemin, tespitlerim, şahitliğim var.<br />
Şatoların, villaların, sarayların içinde ruh yok…<br />
Daha fazlasını istemek…<br />
Daha fazla kazanmak…<br />
Meta üzerine bir hayat kurmak…<br />
İyide yaşam geçiyor, hızla akan bir zaman var.<br />
Bu zamanı insan gibi değerlendirmek…<br />
Yaşamanın hakkını vermek…<br />
Çocukluğunu, gençliğini, yetişkinliğini adam gibi yaşamak…<br />
Mutlu bireyler…<br />
Çok zengin olmanın çok istendiği bir gerçek…<br />
İnsanlık zenginliği çok önemsemiş, sorunların çözümü olarak görmüş.<br />
Ulaşılmamış, elde edilmemiş her şey merak edilir, dolayısı ile idealize de edilir; ulaşılmaya çalışılır.<br />
Bizler, zenginlikten yana değil iyi yetişmiş bireylerin var olmasından yana olmalıyız.<br />
En büyük zenginlik insanın kendisini yetiştirmesidir.<br />
Donanımlı insan zengindir.<br />
Kendisi ile barışık insan zengindir.<br />
Ülkesini, insanları seven; manevi değerleri üstün tutan insan zengindir.<br />
Ben değil biz diyen insan zengindir.<br />
Bilime, sanata, spora değer veren insan zengindir.<br />
Doğayı, canlıları koruyan insan zengindir.<br />
Maddesel zenginlik, zenginlik değildir.<br />
Demek istediğim odur ki; maddesel zenginliğe heves edip de yaşamınızı berbat etmeyin.<br />
İyi insan olmak en büyük zenginliktir.<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/zenginlik-mi/595/</link>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 17:09:07 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YIKMAK KOLAY!</title>
<description><![CDATA[Kim olursa, ne olursa olsun; bir şeyi yıkıyor, yok ediyorsa ona hiç saygı duymam.<br />
Nedeni gayet açık; yıkmak, yok etmek, bozmak!<br />
Var olanı yok etmek!<br />
Neyine saygı duyacaksınız?<br />
Saygı duyulur mu?<br />
Kim olsa saygı duymaz!<br />
Neye saygı duyulur biliyor musunuz?<br />
Var etmeye, yapmaya, kurmaya…<br />
Adı üzerinde yapmak, kurmak, inşa etmek…<br />
Var etmek ne güzel değil mi?<br />
Temelde insanlığa faydalı bir iş yapmak vardır.<br />
Yapılan iş kişisel değil toplumsaldır.<br />
Yapmak, inşa etmek, kurmak kolay değildir.<br />
Zor iştir.<br />
Hem de çok zor…<br />
Yerine göre bir ömür, yerine göre tüm bir beden, yerine göre bir can feda edilir.<br />
Kurmaya, yapmaya, inşa etmeye en güzel örnek Atatürk’tür.<br />
Yıkılmış, yok edilmiş, işgal altında bir ülkeyi, tüm rütbelerinden vazgeçerek, canını ortaya koyarak düşmanlardan kurtarmış, yeni bir ülke inşa etmiştir.<br />
Yapmak, inşa etmek, kurmak budur…<br />
Kuruyor mu yıkıyor mu?<br />
Meseleye bu temelde bakılmalıdır.<br />
Güzel işler yapan, inşa eden insan değerlidir. Bu insanlar her yerde baş tacı edilmelidir.<br />
Bir işte kişisel çıkar varsa orada toplumsal bir yarar yoktur; toplumsal bir yararı bırakın çarpma, çırpma, yok etme vardır.<br />
Hani “Gemisini kurtaran kaptan!” denilerek, bu tip insanlar göklere çıkartılıp, el üstünde tutulur ya da tutulmak istenir ya!<br />
Bu kafaları kastediyorum.<br />
“Gemisini kurtarmak” ancak bireysel fayda getirir, toplumsal bir faydayı bırakın, toplumun var ettiği ortak ürünü hakkı olmadan söğüşler.<br />
Bu kurmak değil yıkmaktır.<br />
Kurmakta, yapmakta, inşa etmekte toplumsal bir fayda vardır.<br />
Bilim insanının, düşünürün, sanatçının, edebiyatçının, doktorun yaptıkları toplumsaldır.<br />
Topluma, halka hizmettir.<br />
Toplum yararı vardır.<br />
Kendi menfaati için çalışanlar, var olanı da yok ederler…<br />
Tüm değerleri ayaklar altına alırlar…<br />
Bozarlar, yıkarlar…<br />
Kim demiş yıkmak iyidir, diye…?????????????<br />
Yıkmak insanlığa yapılmış en büyük kötülüktür.<br />
Yapmaktır kutsal olan.<br />
Bugün ülkemiz büyük bir su sorunu ile karşı karşıya…<br />
Kışın yeterli yağış yağmazsa birçok şehir susuz kalacak…<br />
Görünen o ki bu kış da yağış az olacak…<br />
Neden su sorunu yaşıyoruz?<br />
Temeli yine yıkım…<br />
İnsanlar ormanları yaktılar, doğayı yok ettiler….<br />
Yeşil alan diye bir şey kalmadı.<br />
Atalarımız ne güzel söylemiş, “yaş kesen, baş keser”<br />
Tarla, bağ, bahçe derdine düşenler…<br />
Çevreye zarar verenler…<br />
Kolay mı bir ağacın yetişmesi…<br />
Ormanın var edilmesi…<br />
Yapmak zor tabii ki…<br />
Ağaç dikmek orman yetiştirmek…<br />
Nasıl olacak?<br />
Yıllarca sürecek ağaçlandırma çalışması…<br />
Ormanlardaki hayvan popülasyonu…<br />
İklimin dengesini bulması…<br />
Bozulan toplum…<br />
Gemiyi kurtarmak, kendi bacağından asılmak, devletin malını yemek, domuz olmak…<br />
Yıkmanın kafası…<br />
Kötülüğün kutsanması…<br />
Yapmak, var etmek; kişisel menfaatlerden uzak durmak, kendi nefsinden arınmak...<br />
Paylaşmak, dayanışmak, omuz vermek, destek olmak, emek harcamak Yunus, Mevlâna, Hacı Bektaş, Pir Sultan Abdal olmak...<br />
Ruh önemlidir.<br />
Bilgi ruhu besler.<br />
Bilgi kitap okumakla olur.<br />
Cahiller ve aydınlar…<br />
Yıkanlar cahil; yapanlar aydın insanlardır.<br />
Yıkandan değil yapandan ol!<br />
Yıkmak kolay…<br />
Yapmak zor…<br />
Bunu böyle bil!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yikmak-kolay/594/</link>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 10:29:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇOK ŞAŞIRIYORLAR</title>
<description><![CDATA[Çok ilginçtir, insani değerler üzerine konuşup, “İnsanlara iyilik yapmak gerekir” dediğimde, “İyilik hak edene yapılır.” diyorlar.<br />
İyiliğin iyi bir şey olduğunu anlatmak için inanın çok çaba sarf ediyorum, insanlar direnç gösteriyorlar, sanki onlara kötü bir şeyleri yapmalarını istiyorum.<br />
Toplum bu kadar iyilikten, iyilik değerlerinden uzak…<br />
Oysaki insani değerler, dini değerler hep iyilik üzerine kurulu…<br />
İnançlarımız, doğruluk, dürüstlük, iyi insan üstüne…<br />
Hz Ali, “Sana tokat atana diğer yanağını uzat!” der.<br />
Bakar mısınız öğretiye ne kadar anlamlı…<br />
Cuma hutbeleri, verilen vaazlar, dini sohbetler, öğretmenin öğrencilerine nasihatleri insanlık üzerine...<br />
Şunu bile diyebiliriz: Cennetin kapısını aralamanın tek yolu, iyilik yapmaktan geçer…<br />
İyi insanın yeri cennetin başköşesidir.<br />
Hz Muhammed iyilik timsalidir.<br />
Dört halife…<br />
Adını bilmediklerimiz…<br />
Hal böyle aslında…<br />
Gel gelelim bu teorik gerçekliğin reelde bir karşılığı yok.<br />
Söylemler, edebiyatlar, konuşmalar hikâye…<br />
İnsanlar birbirinin düşmanı olmuş.<br />
Yaşamlar kötülük üzerine kurulmuş.<br />
Yapılan iyiliğe mutlaka bir karşılık beklenmiş; iş, iyilikten öte menfaat meselesine dönüşmüş.<br />
Kazan kazan mantığı…<br />
Sözde Müslüman, sözde iyi insan…<br />
Sözde olmasaydı toplum bu kadar bozulmazdı.<br />
Söylediğim, dile getirdiğim şey çok basit…<br />
Yaşamını iyi insan olmak üzerine kur, iyi insan ol.<br />
Yaptığın iyiliğin karşılığını bekleme…<br />
Bana iyi desinler, deme…<br />
Toplum yararına bir tuğla da sen koy.<br />
Bu kadar…<br />
İyilik kavramı insanlıkla birlikte başlamış, evrensel değerlere dönüşmüş…<br />
Tüm insanlık tarafından kabul görmüş…<br />
Ne diyorlar, “Senin dediklerini hayata geçirmek çok zor, biz sizin gibi olamayız!”<br />
Sizin gibi olmayız kısmı, çok şaşırtıcı…<br />
Sadece söylediğini hayata geçir, deniyor.<br />
Bu!<br />
İyi olmak bu kadar mı zor?<br />
Ne olur sanki yüreğini insanlığa açsan; elinden geldiği, dilinin döndüğü kadar insanlığa faydalı işler yapsan.<br />
İnsan olmanın olmazsa olmazı değil midir?<br />
Arkadaşım, insanız insan…<br />
Dua ederken bile, “Allah’ım bütün Müslümanları koru!” diyoruz.<br />
“Allah’ım bütün insanları koru!” desek, neden olmasın.<br />
Ne kaybederiz?<br />
Bu bir ayrım değil midir?<br />
Yunus Emre'nin şöyle bir sözü vardır: Yaratılanı severim yaratandan ötürü.<br />
Yaratanın bizim için öyle büyük bir değeri vardır ki, yarattığının değeri çok büyüktür.<br />
İnsanoğlu, yaratanın bir emanetidir.<br />
İnsanlık yaratanın eseridir.<br />
Değil insanoğlu, doğadaki tüm canlılar yaratana aittir.<br />
Burada büyük bir tezatlık vardır.<br />
Sevgi üzerine kurduğumuz inanç, yaşam şekli reelde karşılık bulmamaktadır.<br />
Toplum bu değerlerin çok uzağındadır.<br />
O nedenle de iyilik üzerine yapılan sohbetler insanlara çok banal gelmekte, gerçeklikten çok uzak, uygulaması çok, denmekte…<br />
Sanki böyle bir düşü, böyle bir yaşamı benimsemiş insanlar bu dünyadan değil…<br />
İyiliği, güzelliği, yardım severliği, hoşgörüyü her daim her ortamda konu edinecek ama uygulamaya geldiğinde tüm bunlar unutulacak, “insan insanın düşmanıdır” kafası hayat bulacak…<br />
Garip ama gerçek…<br />
“Helal olsun sana be!” diyorlar.<br />
Benim sözlerim, dinleyenleri çok etkiliyor.<br />
Beni özel insan kategorisine sokuyorlar.<br />
“Siz de böyle olabilirsiniz” diyorum, “çok zor” diyorlar.<br />
Hayatımdan örnekler veriyor, bu işin çok zor olmadığını ispatlamaya çalışıyorum.<br />
Bir sürü olay anlatıyorum.<br />
Çok şaşırıyorlar!]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/cok-sasiriyorlar/593/</link>
<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 16:07:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DOĞA VE BİLİM</title>
<description><![CDATA[Doğa, içinde var olduğumuz yerdir; içinde var olduğumuz yeri anlatan kavramlar da bilimdir.<br />
Bilim, doğayı anlamlandırmadır.<br />
Ne kadar anlam o kadar bilim!<br />
Ne acıdır ki içinde yaşadığımız doğayı çok fazla bilmiyoruz.<br />
Bir alışkanlık dahilinde yaşamaya devam edip gidiyoruz.<br />
Bizimkisi bir aşk hikayesi…<br />
Doğanın her türlü davranış şekli kabulümüz.<br />
Mevla’m ne eylerse güzel eyler…<br />
Hikmetinden sual olmaz.<br />
Afetler bir uyarı; bolluk, bereket bir ödül…<br />
Kısacası doğa bir mesaj iletme aracı…<br />
Doğa bir döngü içinde, kendi gerçekliği içinde dönüp duruyor.<br />
Bu döngü bilindikçe yaşam, insanoğlu için kolaylaşıyor, konforlu bir alan haline geliyor.<br />
İnsanlık, tarih boyunca doğayı gözlemledi, ondan beslendi, ilham aldı.<br />
Bilim tam da burada doğdu.<br />
Bilim, doğayı anlamak için geliştirdiğimiz en güçlü araçlardan birisidir.<br />
Bugün bilimsel gelişmelerle uzaya araç gönderebiliyor, genleri değiştirebiliyor, doğanın sırları çözülebiliyor; bir nevi doğayı kontrol edebiliyoruz.<br />
Bir tarafta bilimin tüm nimetlerinden yararlanılıp, uzaya yolculuk yapılabilirken, bir taraftan ormanlar yok ediliyor, denizler kirletiliyor, hava solunamaz hale getiriliyor; doğa bilinçli, bilinçsiz yok ediliyor.<br />
Doğanın tüm feryatları görmezden geliniyor.<br />
Doğa, “Yeter artık, bunun sonu insanlık için kötü olacak!” diyor.<br />
Doğa, bizim dışımızda var olan bir sistem değildir.<br />
Biz de onun bir parçasıyız.<br />
Bunu unuttuğumuzda, sadece çevreyi değil, kendimizi de yok etme riskiyle karşı karşıya kalırız; çünkü, doğanın dengesini bozmak, aslında yaşamın dengesini bozmaktır.<br />
Bilim, doğanın karşısında değil; onunla birlikte yürüdüğünde anlam kazanır.<br />
İnsanlık tarihi boyunca en büyük öğretmenimiz doğa oldu.<br />
Her şeyi; daha doğrusu yaşamda kalmayı, soyumuzu sürdürmeyi doğadan öğrendik.  <br />
Bir kuşun kanadından uçmayı, gökyüzündeki yıldızlardan yön bulmayı, ağaçların mevsimlere göre değişiminden zamanı okumayı vb…<br />
Bilim, bu gözlemlerin, bu merakın ve bu öğrenme çabasının ürünüdür.<br />
Doğa ve bilim birbirinden ayrı düşünülemez.<br />
Bilim doğadan beslenir, doğa bilimle anlaşılır.<br />
Yağmurun nasıl oluştuğunu anlamak, bir çiçeğin neden güneşe döndüğünü çözmek ya da bir volkanın patlamasını önceden tahmin edebilmek hep bilimin bize sunduğu imkânlardır.<br />
Doğa ve bilim, birbirine rakip değil, tamamlayıcıdır.<br />
Doğa bir kitaptır, bilim ise onu okumamıza yardım eden bir dil. Bu dili ne kadar doğru kullanırsak, o kadar çok şey öğrenir, o kadar uzun yaşarız.<br />
Sonuç olarak, doğayla bağ kuran bir bilim anlayışına ihtiyacımız var. Çünkü biz doğadan ayrı değil, onun bir parçasıyız. Onu korumak, aslında kendimizi korumaktır.<br />
Doğayı yok saymak, doğadan üstün olduğumuzu sanmak, doğayı bizim var ettiğimiz yanlışına düşmek biz insanoğluna bir şey kazandırmayacaktır.<br />
Her geçen gün biraz daha uçuruma sürüklenmekteyiz.<br />
Artık doğa gerçeğini öğrenme zamanı geldi.<br />
Hatta geçti.<br />
Doğayı anlamalı, bilimin ışığında doğa ile barışık yaşamayı öğrenmeliyiz.<br />
Yoksa insanlığın sonu tez zamanda gelecek!<br />
Ve bu güzelim dünya yoluna canlılar olmadan devam edecek!]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/doga-ve-bilim/592/</link>
<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 12:20:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DUYGU DALGALANMASI</title>
<description><![CDATA[İnsanın yaşadığı duygular hep aynı olmaz.<br />
Yükselir, alçalır.<br />
Kimi zaman mutlu, umutlu, pozitif; kimi zaman mutsuz, umutsuz, negatif…<br />
Neden insan diyoruz?<br />
İnsanlar duygudan oluşur.<br />
Duygu geçişleri…<br />
Anbean değişen duygular…<br />
Hayata tutunmak, yarınlara umutla bakmak…<br />
Duygu işi…<br />
Nasılsın?<br />
Ülkem gibiyim!<br />
Ülke gibi…<br />
Değişen duygulara en güzel örnek ülkemizdir.<br />
Ne demiştir Süleyman Demirel: Bizim ülkede bir saat çok uzun bir süredir, ülkede her an, her şey olabilir.<br />
Yarını öngörmek maalesef çok zor…<br />
İnsan için de durum aynıdır.<br />
Her an, her şey olabilir…<br />
Her şey de olunabilir…<br />
Bir de bakmışsınız, göçüp gitmişsiniz öbür dünyaya…<br />
Bugünden yarının telaşına düşmüş, yarına umutla bakarken. Bir de bakmışsınız, yarın yok olmuş…<br />
Yarını düşünmek, bugünden…<br />
İnsanoğlu duygu dünyasında her şeyi istiyor.<br />
İnsanoğlu işte...<br />
İstekleri bitmez!<br />
Bazen sağlık istenir, bazen varlık, bazen de güzel bir ölüm!<br />
Yanlış demedim, güzel bir ölüm...<br />
Öyle demeyin güzel bir ölüm en istendik ve hayal edilendir.<br />
Sessiz sedasız öbür dünyaya göçüp gitmek!<br />
Acı çekmeden…<br />
İnsanın duygu dalgalanmasında tüm uç istekler, iç dünyasında dalgalanır durur.<br />
İşler yolundaysa sağlık, işler yolunda değilse varlık, yaş ilerlemişse huzurlu bir son istenir…<br />
Bunların hepsi dünyevi şeyler…<br />
Aslında insanlar hep bu dünya için yaşamaktalar…<br />
Duygu meselesi de dünyevidir.<br />
Bakmayın siz manevi duygular üzerine ahkam kesildiğine…<br />
İnanın işin aslı başka…<br />
Neyse konumuz duygu dalgalanması…<br />
İç dünyamızda yaşanan duygular…  <br />
İyi de duygu dalgalanmasını yaşamamızın nedeni başka insanlar…<br />
İnsanı kendisine bırakmıyorlar…<br />
Gün içinde bir sürü insan hayatımıza giriyor, onlarla bir sürü şey paylaşıyor, bir sürü işi yapmak zorunda kalıyoruz.<br />
İnsanlar olmadan olmuyor.<br />
Başkaları…<br />
Hayatımız başkalarına bağlı…<br />
Teorik olarak insan bağımsız bir varlık ama gerçek yaşam da hiç de öyle bağımsız falan değil, öyle böyle demeyeceğim zincirle bağlanmış birbirine…<br />
Kopmaz bağlarla…<br />
Yaşanılan toplumun gelişmişlik seviyesi insanın duygu kalitesini belirlemekte…<br />
“Başka ülkede yaşayamam!” repliği vardır ya!<br />
Ondan işte…<br />
Bize has inanın…<br />
İnsanın yaşamda kalması ince bir çizgidir.<br />
O çizgi her daim iç bellektedir.<br />
Duygular…<br />
Dalgalı duygular…<br />
Sonbahar hüzün mevsimidir.<br />
Kış mevsimini hiç konu etmeyin…<br />
Adı üzerinde kış…<br />
İlkbaharda duygular çoşar…<br />
Duygu geçişleri mevsimsel demiyorum, ama mevsimlerin etkisinin olduğu da bir gerçek…<br />
Sanırım umutsuz duygularımın pençesindeyim…<br />
Olur böyle zamanlar…<br />
Duygular geçicidir aşklar gibi…<br />
Buna “duygu dalgalanması” denir.<br />
Öyleyse dalgalansın duygular…<br />
Dalgalanabildiği kadar!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/duygu-dalgalanmasi/591/</link>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 11:07:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÖLÜM YAKIŞMADI</title>
<description><![CDATA[Kasabamızın zaman içinde eriyip köye dönüşmesi hiç iyi olmadı.<br />
Neden mi?<br />
Kasaba doğumlarla değil ölümlerle anılır hale geldi.<br />
Ne zaman bir ölüm gerçekleşse haberi, sosyal medya mecralarından öğreniyoruz.<br />
Hep bir ölüm haberi…<br />
Çok acı…<br />
Her ölüm yürekleri dağlıyor, yaşanmışlıkları akıllara getiriyor.<br />
Genç ölümler haliyle daha bir yürekleri dağlıyor.<br />
Hele bu genç ölen, senin çocukluk arkadaşınsa, aynı sınıfta okumuşsan, birlikte gülüp birlikte ağlamışsan, yol yoldaşlığı yapmışsan acıttığı yüreği siz düşünün. <br />
Haber verildiğinde inanamadım.<br />
Yakıştıramadım ölümü!<br />
Neden?<br />
Niçin?<br />
Hayır!<br />
Olamaz!<br />
İnanmıyorum!<br />
Pandemi döneminde ne çok acı yaşadık.<br />
Ne çok kişiyi toprağa verdik.<br />
Öldük, hep öldük...<br />
Aliler erken ölüyorlar.<br />
Annem iki Ali toprağa vermiş.<br />
Üçüncüyü doğurmuş…<br />
O da yaşamadı.<br />
Pandemide sonsuzluğa uğurlandık.<br />
Ve arkadaşım Ali!<br />
O da Alilerin peşine takıldı.<br />
Genç yaşta aramızdan ayrıldı, sonsuzluğa göç edip gitti.<br />
Ali, benim gibi bir dağ köyünde doğdu.<br />
Öğretmen olmak için ne mücadeleler verdi.<br />
Ali, üniversite sınavına bir kez daha hazırlanıp, şansını denemek istemişti.<br />
İyi de; köy yerinde yıl boyunca üniversite sınavına hazırlanmak boş iş olarak görülürdü.<br />
Liseyi bitiren birisi ya köyde bir işin ucundan tutmalı ya da şehre çalışmaya gitmeliydi.<br />
Yoktu öyle aylak aylak saatlerce çalışma masasının başında ders çalışmak!<br />
Babası, Ali’ye “Ben adamı boş oturtmam, ya adam gibi tarlada, bağda, bahçede çalışırsın ya da köyden defolur gidersin.” demiş.<br />
Babasının bu sözlerine içerleyen Ali, evi terk etti, arkadaşının evine sığındı.<br />
Bir hafta eve uğramadı…<br />
Neyse ki iş tatlıya bağlandı.<br />
Eve geri döndü.<br />
Pes etmedi, bir yıl düzenli ders çalıştı.<br />
Üniversite sınavına girdi, İzzet Baysal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Öğretmenliğini kazandı.<br />
Zoru başarmıştı.<br />
Üniversiteyi kazanmasına kazanmıştı da, okumak kolay olmadı.<br />
Ülke meselelerine ilgisi nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı.<br />
Cezaevine girdi, çıktı.<br />
Nihayetinde okulu bitirdi, öğretmen oldu.<br />
Devlet okulunda öğretmenlik yapmaktaydı.<br />
Onca zor koşullarda var olma mücadelesi verdi, tam işler yoluna girdi, rahat edeceğim dediği bir anda, ölüm çaldı kapısını...<br />
Okulda kalp krizi geçirmiş, hastaneye kaldırmışlar.<br />
Kalbi durmuş yirmi dakika, çalıştırmışlar…<br />
Entübe olmuş.<br />
Kendine gelmiş, konuşmuş, tekrar kalp krizi geçirmiş.<br />
Tüm müdahaleler Ali’yi geriye getirmeye yetmemiş.<br />
En çok yaşamı hak edenlerdendi.<br />
Yaşamalıydı.<br />
Hem de en güzel şekilde…<br />
Çin, Rus devlet başkanları insanın yüz elli yıl yaşayabileceğini konuşa dursunlar, elli yıllık ömür bize reva görülen.<br />
Ne çok insan öldü kırklarda, ellilerde…<br />
Olgunluk yaşı elli…<br />
Yetmişin, seksenin derdi ne…<br />
Hatta doksanın…<br />
Japonların çoğu yüzün üstünde ömür sürüyor…<br />
Ah ne desek boş!<br />
Ateş düştüğü yeri yakar.<br />
Acı yüreği dağlar.<br />
Ne bileyim doğanın kanunu desek de ölümü kabullenmek çok zor.<br />
Sanki hiç ölmemiş, karşımda duruyormuş gibi…<br />
Yaşadıklarımız aklıma geliyor.<br />
Gözyaşı döküyorum.<br />
Ali öldü!<br />
Yakışmadı ölüm!<br />
Kıymetini bilmek gerek yaşamanın…<br />
Hem de delirircesine…<br />
Biliyorum, Aliler geri gelmeyecek…<br />
Yoklukları her daim hissedilecek…<br />
“Yakışmadı Ölüm!” diyerek…]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/olum-yakismadi/590/</link>
<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:12:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title> JACK LONDON</title>
<description><![CDATA[Bu dünyada edebiyat kadar değerli bir şey olduğuna inanmıyorum, inanmak da istemiyorum.<br />
Şunu çok iyi biliyorum: Medeniyetin temeli edebiyat sayesinde atılmıştır.<br />
İnsanın insan olma süreci edebiyatla başlamıştır.<br />
Edebiyat; eğitir, öğretir, geliştirir.<br />
Bu temelde edebiyatçılara ne kadar değer atfetsek, göklere çıkarsak, günlerce anma törenleri yapsak azdır.<br />
…<br />
Edebiyatçılar içinde en çok Tolstoy’a değer atfetmiş, “Edebiyatçıların Tanrısı”, demişimdir.<br />
Hala da bu kafadayım.<br />
Tabii ki her edebiyatçı çok değerlidir.<br />
Bundan hiç şüphe yok.<br />
Kastım bu iyiler içindeki en iyisidir.<br />
Tolstoy’un yazdığı Savaş ve Barış, sadece bir savaş romanı değil, aynı zamanda felsefi ve tarihi bir incelemedir. Anna Karenina ise aşk, ahlak ve toplumsal normları ele alan derin psikolojik bir anlatıdır. "Diriliş" ve "İvan İlyiç’in Ölümü" gibi eserleri, insanın içsel dönüşümünü ve ölüm karşısındaki tutumunu sorgular, toplumun sosyolojisini ortaya koyar; sınıfsal temelde tüm gerçeği gözler önüne serer.<br />
Kısacası eserleri; bir edebi anlatı, bir bilimsel öğretidir.<br />
Tolstoy değil, diğer yazarlar da anlatırken öğretirler.<br />
Kalemlerinin gücü kadar…<br />
Bu minvalde Tolstoy’un yanına Jack London’u da koymak gerekir.<br />
Jack London da en az Tostoy kadar değerlidir.<br />
Kalemi güçlüdür.<br />
ABD’nin aydınlık yüzüdür.<br />
Jack London’un birçok kitabını okudum.<br />
Her bir kitabına hayran kaldım.<br />
Birçok kitabı kitaplığımda olmasına karşın Anamur kitap fuarından bulabildiğim kadar Jack London’un kitaplarından aldım.<br />
Önceden okuduğum halde “Martin Eden” kitabını tekrar okumaya başladım.<br />
Jack London yazarak bilim yapıyordu.<br />
Bir yazar değil bir bilim adamıydı.<br />
Toplumun DNA’sını ortaya çıkarmış, resmen okuyucuya sunum yapıyordu.<br />
Büyülendim.<br />
İşte bu, dedim.<br />
Toplumun gerçekliği ancak bu kadar kitaba geçirilebilirdi.<br />
Jack London bunu başarmış bir yazardı.<br />
Kitaptan çok şey öğrendim.<br />
Biliyorsunuz Jack London’un birçok eseri vardır.<br />
En çok tanınan eserleri:<br />
Martin Eden.<br />
Beyaz Diş<br />
Vahşetin Çağrısı<br />
Deniz Kurdu.<br />
Kızıl Veba.<br />
Demir Ökçe<br />
Adem'den Önce<br />
Yanan Gün Işığı<br />
Adventure<br />
Kızıl Veba<br />
Ay Vadisi<br />
Jack London’un her bir eseri altın değerindedir.<br />
Jack London bu eserlerinde bir öğretmendir.<br />
Topluma öğretmenlik yapmıştır.<br />
Yazar olay anlatırken aynı zamanda da bilgi verir.<br />
Bu görevi en iyi şekilde yerine getiren yazar Jack London’dur.<br />
Bu anlamda “Martin Eden” kitabı bir başyapıttır.<br />
“Beyaz Diş” hayvanlar aleminin içsel dünyasıdır.<br />
“Demir Ökçe” işçi sınıfının el kitabıdır.<br />
“Ademden Önce” insanın, insan olma serüvenini anlatır.<br />
Ve Jack London kendi hayat hikayesinden yola çıkar.<br />
İşçiyi, işsizi, sokağı, varoşu ve ötekiyi…<br />
Yaşamda kim varsa Jack London’un kaleminde hayat bulur.<br />
Tüm bunlar edebiyatla harmanlanır.<br />
…<br />
 <br />
İyi ki Jack London yazar olmuş, bir sürü kitap yazmış.<br />
İnanın her bir kitabı bir dünya…<br />
Hiç şüphesiz ki Jack London ile dünyanın kapılarını aralamak, dünyayı tanımak bir başka...<br />
Ne diyelim darısı bizim gibi yazarlara… <br />
 <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/jack-london/589/</link>
<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 14:06:08 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DENİZLİ</title>
<description><![CDATA[Ne çok şehir gezdim ne de şehirlerle ilgili çok bilgim vardır.<br />
Gittiğim, gördüğüm şehir sayısı sınırlıdır.<br />
Neden çok şehir gezmediğimle ilgili kendi içimde de bunun bir cevabı yoktur; biliyorum, okumak kadar gezmenin, görmenin, yaşamanın önemi büyüktür.<br />
Siz de bilirsiniz, zaman zaman münazaralar yapılır; “Çok okuyan mı, çok gezen mi bilir, diye…”<br />
Şehirleri gezmek, dolaşmak hatta belli bir süre yaşamak; sosyolog kafasıyla incelemek, değerlendirme yapmak isterim.<br />
…   <br />
Doksanlarda arkadaşlarla kafa kafaya verip, kasabamızda neler yapabiliriz diye düşünmüştük.<br />
İşin doğrusu bir sürü de proje üretmiştik.<br />
Ücretsiz üniversiteye hazırlık kursları...<br />
Kitap okuma günleri…<br />
Köylülerle çevre temizliği…<br />
Tiyatro gösterisi...<br />
Bağlama, gitar kursları…<br />
Kooperatif yolu ile halı dokuma ve satışı…<br />
Bilinçli tarım uygulamaları…<br />
Paneller, söyleşiler…<br />
Şenlikler…  <br />
Tabii ki o zamanlar bu ürettiğimiz projelerin bir kısmını da hayata geçirmiştik.<br />
Güzel günlerdi.<br />
Gençlik işte!<br />
…<br />
İnsan vardır, büyük işler yapar; insan vardır, var olanı yok eder.<br />
Meselenin özü insandır.<br />
Şunu kesinlikle kabul etmiyorum: Tüm insanlar aynıdır, birbirinden hiçbir farkı yoktur.<br />
Bu anlayış arızalıdır.<br />
İnsanı mistisizme götürür.<br />
Kim ne derse desin İnsan, doğanın en değerli varlığıdır.<br />
Tarihe baktığımızda hep insanlar vardır.<br />
İnsanlar olmadan tarih olmaz.<br />
İnsanlardır tarih yapan.<br />
Tarih yazan…<br />
….<br />
Her şeye rağmen güzel şeylerde yok değil.<br />
Güzel insanlar, güzel işler yaparlar.<br />
Yapmışlar da!<br />
Ülkenin incisi Denizli…<br />
Denizli şehri resmen beni büyüledi. Kafamdaki tüm önyargıyı tarumar etti.<br />
Nasıl etkilendim, nasıl şaşırdım anlatamam.<br />
Özellikle insanları…<br />
Saygı duyulmayı, taltif edilmeyi fazlasıyla hak ediyor.<br />
Yaşadığımız yüz yılın kirliliğine inat, insani değerleri çok yüksekti.<br />
Saygılı, dürüst ve kaliteli…<br />
Şehrin doğası da insanları kadar bir harikaydı.<br />
Orman alanları korunmuş, yeşil alanlar halkın kullanımı için uygun hale getirilmişti.<br />
Her yer yemyeşildi.<br />
Büyük şehir olmasına karşın, her şey bir düzen içinde işlemekteydi.<br />
Karmaşa, kaos, dağınıklık yoktu.<br />
Sakinlik, dinginlik, huzur vardı.<br />
Yolunda giden bir akış…<br />
…<br />
Beni en çok etkileyen, gençlik yıllarında ürettiğimiz projelerin bu şehirde hayata geçmiş olmasıydı.<br />
…<br />
“Opera ve Bale Günleri” kapsamında düzenlenen Neşet Ertaş’ın anma etkinliğinde Laodikya Antik Kenti dolup taşmıştı.<br />
Binlerce araç ve insan…<br />
Güzel bir konser…<br />
…<br />
Açık hava sinema günlerine ilgi çok yüksekti.<br />
İtişmek, kakışmak; bağırmak, çağırmak yoktu.<br />
Sıra ve düzen…<br />
Saygı…<br />
Flim gösterimi başlamadan önce, beyaz perdede küresel ısınma ve su tüketimi üzerine kısa sunum çok anlamlıydı.<br />
Küresel ısınma akabinde susuzluk…<br />
Çok etkilendim.<br />
Bilinçlendim.<br />
Park, bahçe ve mesire yerlerinin temizliği, düzeni harikaydı.<br />
Çay bahçeleri, mesire yerleri…<br />
LGS ve YKS de başarılı olmuş öğrencilerin resimleri, park, bahçe ve mesire yerlerindeki panolardaydı.<br />
Eğitime verilen önemin en büyük göstergesiydi.<br />
…<br />
Denizli insanının bu kadar kaliteli olduğunu bilmiyordum.<br />
Övgüyü fazlasıyla hak ediyor.<br />
Denizli halkını ne kadar övsek azdır.<br />
Darısı diğer şehirlerimize, diyelim. <br />
    <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/denizli/588/</link>
<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 13:58:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YANIYORUZ</title>
<description><![CDATA[Ben de dâhil birçok insan, ne dersen de söylenen bir şeye inanmak şöyle dursun, söylenen şeyi dikkate bile almaz.<br />
Bir kulağından girer diğer kulağından çıkar.<br />
Umursamaz…<br />
Bizim gibi ülkelerin en büyük sorunu da budur.<br />
Söylenen şeyin, doğruluğunu kabul etmemiz için illa göreceğiz, yaşayacağız, şahit olacağız…<br />
Yoksa yok!<br />
Her şeyi görmek, yaşamak, bizzat şahit olmak zorunda mıyız?<br />
İlla söylenen şeyler bir bir gerçekleşip kapımıza dayanmalı sonucu bizlere zarar vermeli, zararını çekmeli mi?<br />
Bazı şeyleri de okuyarak, araştırarak, sorgulayarak, bilimsel verilere bakarak öğreniriz.<br />
Küresel ısınma ile ilgili bilim insanları hep uyardılar, program yaptılar, kitaplar yazdılar, anlatılar.<br />
Adeta yalvardılar.<br />
Yapmayın, etmeyin, felaket geliyor, dediler.<br />
Daha ne yapsınlar…<br />
Her zaman olduğu gibi bilim insanlarının dedikleri hiç ciddiye alınmadı, bir kulaktan girdi bir kulaktan çıktı.<br />
Ne küresel ısınmasıymış ne kuraklığıymış ne yangınıymış…<br />
Öyle şey olur muymuş?<br />
Uyduruyorlarmış…<br />
ABD’nin, İsrail’in oyunuymuş.<br />
İyi de resmen kavruluyoruz.<br />
Sıcaklık bilmem kaç derece olmuş dışarıya çıkmayı bırakın, evde oturmak bile mümkün değil.<br />
İnsan resmen boğuluyor.<br />
Gece bile sıcağı kesmiyor.<br />
Kaynar bir su kazanı resmen kafamızdan aşağıya dökülüyor.<br />
Çaresizce sıcakların geçmesini bekliyoruz.<br />
İnsanlar çoğunlukla kışın hastalanırlar; hastane, doktor ararlar.<br />
 Bu sıcaklar insanı hasta ediyor, yatak döşek yatırıyor; hastane, doktor aratıyor.<br />
Serinlemek için klimayı sonuna kadar açıyor uykudayken pencereleri, kapıları aralıyoruz.<br />
Keza içtiğimiz buz gibi sular bizi hasta ediyor.<br />
İnsanın sıcaklardan bunalmasını, hasta olmasını geçtik.<br />
Cayır cayır yanan ormanlara ne demelidir?<br />
Ülkedeki ormanların dörtte biri kül oldu.<br />
Ormanın içinde yaşayan hayvanları hiç sormayın.<br />
Onların canları insanlara emanetti, korunamadı.<br />
Her biri cehennem ateşinde kavruldular.<br />
İnsanlar nasıl doğup büyüyüp ölüyorsa dünyada öyle.<br />
Hiçbir şey aynı kalmaz!<br />
Bunu anlamak çok mu zor?<br />
Bir dünya kurulmuş, bu dünya ne eksilir ne fazlalaşır, üstünde yaşar gideriz.<br />
Böyle bir şey yok, inanın.<br />
Daha dün Rusya’da 8,8 şiddetinde deprem oldu.<br />
Ölen sayısı sıfır...<br />
Neden?<br />
 Rusya’da deprem gerçeği var.<br />
Tarih boyunca deneyimlenmiş.<br />
Ülke gereken önlemi almış sağlam binalar yapmış.<br />
Bu kadar…<br />
Savaşlar da öyle değil mi?<br />
Bugün Suriye, Irak, İran gerçeği bize güçlü bir Türkiye’nin olmazsa olmaz olduğunu göstermiyor mu?<br />
Komşumuzun kapısını çalan yarın bizim kapımızı çalmayacak mı?<br />
Açık ve net!<br />
Dünya denen gezegende yaşamın gerçekleri aleni ortada...<br />
Bir gizem aramak boşuna…<br />
Bugünün dünyasında teknoloji gelişmiş, yangınların önüne geçilmiş.<br />
Keza depremler içinde aynı şey söylenebilir.<br />
Ülkemizde de yangınların önüne geçilebilirdi.<br />
Yeter ki önlem alınıp gereği yapılsın.<br />
Kuraklık kapıda değil bi fiil yaşanmakta…<br />
Yangınlarda küresel ısınmanın payı çok büyük...<br />
En büyük sorun cehalet…<br />
Bir an önce bilgili, bilinçli bir toplum olmanın yollarını aramalıyız.<br />
Kendi tarlasına faydası olacak inancıyla anız yakan zihniyet, ülkeyi felakete götürüyor.  <br />
Önlemler alınmazsa daha büyük felaketler çok uzak değil.<br />
Ne olur biraz bilgi, bilinç ve duyarlılık!<br />
 <br />
 <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yaniyoruz/587/</link>
<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 15:25:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KOMŞUDA PİŞER!</title>
<description><![CDATA[“Komşuda pişer, bize de düşer.” sözünü hepiniz bilirsiniz. Söz ne kadar içinde birçok anlam barındırsa da komşuluğun ne kadar çok önem arz ettiğini anlatmak ister.<br />
Komşu yerine göre kardeşten daha değerlidir.<br />
Hatırlarım da köyde tüm işler komşu ile görülürdü.<br />
Ekmek evde bittiğinde ilk gidilecek yer, komşudur. “Haydi oğlum Ayşe teyzenden beş yufka kapıver de gel!” denir, komşu evi kendi evimiz gibi görüldüğü için tereddütsüz ne ihtiyaç varsa komşu kapısı çaldırılırdı.<br />
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” sözüne bakar mısınız, Türkler komşuluğa ne kadar büyük değer atfetmişler.<br />
Adeta komşuluk kutsanmış…<br />
Muhtemelen diğer milletler için de komşuluk çok değerlidir.<br />
Duvar komşuluğu, bir ömür beraberlik…<br />
Komşuluğu çok değerli görmek ve gereğini yerine getirmek önem arz eder.<br />
Komşulukla ilgili birkaç özlü söz söylemek gerekirse:<br />
Komşu; bir fincan kahvedir, bir avuç tuzdur. <br />
Komşu; bende kalmamış, sizde vardır. <br />
Komşu; sırrını paylaşandır, dosttur. <br />
Komşu; çat kapı kelimesidir, dert ortağındır.<br />
Ülkeler arasındaki komşuluk da ev komşuluğu kadar önem arz eder.<br />
Aynı cümleler ülke komşuluğu için de kurulabilir.<br />
Derler ya, “Coğrafya kaderdir.” diye…<br />
Ülke komşuluğu da bir kader ortaklığıdır.<br />
Güçlü bağlarla bağlı olmak demektir.<br />
Kan, din, dil bağlılığı temeldir.<br />
İsterseniz komşulukla ilgili söylenmiş, şu iki olumsuz sözün üstünde duralım, ne dersiniz?<br />
“Kötü komşu adamı evinden eder.”<br />
“Allah kötü komşuya düşürmesin.”<br />
Bugün Suriye’de yaşananlar tam da bu sözün ispatıdır.<br />
İsrail Ortadoğu’ya kan kusturuyor.<br />
Sağında, solunda kim varsa yakıp yıkıyor.<br />
Savaş açmadığı, işgal etmediği ülke kalmadı.<br />
Bir zaman sonra İsrail’le sınır komşusu olmak içten bile değil.<br />
Tüm gelişmeler yakın zamanda sınır komşusu olunabileceği yönünde...<br />
Nasıl bir beladır?<br />
İşler nasıl bu hale gelmiştir?<br />
Komşuda pişer, bize de düşer…<br />
Komşuda pişti, bize de düştü.<br />
Kan ve gözyaşı…<br />
Suriye’deki iç savaş bize, resmi rakamlara göre dört milyon mültecinin yani sığınmacının gelmesine neden oldu.<br />
İsrail’in Suriye’yi işgal etmesi, sınır güvenliğimizi tehdit eder hale geldi.<br />
Ülkedeki siyasal manevraların temel nedeni Suriye’dir.<br />
Komşunun demokrasiden, hukuktan, yasadan anladığı çok önemlidir.<br />
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğunda tüm komşu ülkelerine örnek olmuş. Komşu ülkeler de Atatürk’ü örnek almıştı.<br />
Bunun en güzel örneği İran, Irak, Suriye, Azerbaycan’da hayata geçirilmeye çalışılan demokrasi adımlarıdır.<br />
Kadere bak, kimler kimlerle…<br />
Kader değil kaçınılmaz son…<br />
Komşuda neyin piştiği çok önemlidir.<br />
Her pişen yenmez.<br />
Komşu işte…<br />
Ne diyeceksin?<br />
Komşuda pişer, bize acaba ne düşer!<br />
Görünün köy kılavuz istemez.<br />
Ne düşeceği aşikâr…<br />
Hep beraber yaşayıp göreceğiz… <br />
 <br />
  <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/komsuda-piser/586/</link>
<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 13:28:16 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>NELER OLUYOR HAYATTA</title>
<description><![CDATA[“Neler oluyor hayatta<br />
Bir de şu rüya gerçek olsa olsa<br />
Sabah olup uyanınca<br />
Her şey yine aynı kalsa”<br />
Son zamanlarda kafayı belgesellere taktım, özellikle de ülkelerin geçmiş tarihlerine…<br />
Aman Allah’ın kurulmalar, büyümeler, yıkılmalar…<br />
Birileri başa geçiyor, güçlü ve kudretli ise devlet büyüyor da büyüyor.<br />
Tabii ki her şey de bir son olduğu gibi o kişinin de bir sonu oluyor.<br />
Ölüyor ya da ondan daha güçlü, kudretli birisi karşısına çıkıyor.<br />
Geriye dönüş, küçülme ve en sonunda yıkılma…<br />
Dünya ülkelerinin kuruluş ve yıkılışı hep aynı…<br />
Türklerde de kurulmuş yıkılmış 16 tane devlet vardır.<br />
Büyük Hun, Batı Hun, Avrupa Hun, Ak Hun, Göktürk, Avar, Hazar, Uygur, Karahan, Gazneliler, Büyük Selçuklu, Harezmşahlar, Altınordu, Timur, Babür ve Osmanlı…<br />
Türkiye…<br />
Neler oluyor hayatta…<br />
Kafamızı kaldırıp baktığımızda, dünyada o kadar çok şey olmuş ki çoğu olmuş olaylara vakıf bile değiliz.<br />
Dünya tarihle dolu…<br />
Güçlüler, zayıflar dünyası…<br />
Kurulanlar, yıkılanlar…<br />
Yerle bir edilen medeniyetler…<br />
Aynı kalan bir şey yok.<br />
Aynı kaldığını sadece düşünüyoruz.<br />
Var sayıyoruz.<br />
Hiçbir şey de inanın rüya falan değil…<br />
Dünün doğruları, bugünün yanlışları…<br />
Dünün muktedirleri bugün mağdurları…<br />
Hani düşmez kalkmaz bir Allah, denir ya, gerçekten de doğru bir sözdür.<br />
Düşmeyen kalkmayan bir Allah’tır.<br />
İdrak edebilene…<br />
Tüm bilgiler tarihte gizlidir.<br />
“Dünya tarihini bilmeden, gerçek tarih bilinemez.” özlü bir söz söylemiştim.<br />
Günümüzdeki yaşananları anlayabilmeniz için geçmiş tarihi bilmeniz gerekir.<br />
Her bir şey geçmiş tarihte vardır.<br />
Yaşanmış ve geçmiştir. <br />
Yaşam sırlarla dolu değildir.<br />
Tarihi bilirsek, yaşamı da biliriz.<br />
“Tarih tekerrürden ibarettir.” sözünün doğruluğu yine tarihin içinde gizlidir.<br />
Neler oluyor hayatta!<br />
Sabah uyandığımızda her şey aynı kalsa, sözü hikayedir.<br />
Hiçbir şey aynı kalmaz.<br />
Değişmeyen tek şey değişimdir.<br />
Dünya hızla dönüyor, sürekli bir şeyler değişip, dönüşüyor.<br />
Değişimin hızına bizim gibi ülkelerde yetişmek çok zor…<br />
Bir saat bile yerine göre çok uzun bir süre…<br />
Dünün gündemi ile bugünün; bugünün gündemi ile yarının gündemi çok farklı olacaktır.<br />
Dünün söylemi ile, bugünün söylemi; bugünün söylemi ile yarının söylemi birbirini tutmayacaktır.<br />
Bu gerçeklik kendi içinde yanlış değildir.<br />
Tarihte bunun birçok örneği vardır.<br />
Merak edenler okusun öğrensin…<br />
Haklısınız…<br />
İnsan değişimi, dönüşümü hiç sevmez.<br />
Daha doğrusu tüm canlılar aynı şekildedir.<br />
Alışkanlıklar canlı varlığı teslim alır, aynı zamanda canlı varlığa güvenli, konforlu bir yaşam sunar.<br />
Bilinmezlik canlılar için tehlike arz eder.<br />
Ekonomi bile bilinmezi sevmez, yatırımda güven ister.<br />
Cansız varlıklar için de durum çok farklı değildir.<br />
Bir madde yararlı bir şey olacaksa birçok işlem geçirmek zorundadır.<br />
İster canlı ister cansız varlıklar olsun, hiç fark etmez.<br />
İstese de istemese de değişir dönüşür.<br />
Bu diyalektiğin temel kuralıdır.<br />
Neler oluyor hayatta… <br />
Çok şey!<br />
Hem de çok…<br />
Her daim de olmakta…<br />
Uyanınca da hiçbir şey aynı kalmaz.  <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/neler-oluyor-hayatta/585/</link>
<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 16:08:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİLGİ! BİLGİ! BİLGİ!</title>
<description><![CDATA[<h2>İster insan, ister toplum, ister devlet olsun hiç fark etmez; bir güç, kudret, huzur olsun isteniyorsa bilginin temel ilke olması gerekir.<br />
Bilgi olmadan hiçbir şey olmaz.<br />
Tarih boyunca da bilginin önemsenmediği yerde hiçbir şey olmamıştır.<br />
Bakın modern, güçlü, muktedir devletlere; hepsinin temelinde bilgi vardır.<br />
Tüm dertlerin ilacı bilgidir.<br />
Bursluluk sınavını kazanmış öğrenciler, valinin huzuruna çıktılar, valili çocukların her birine tek tek sordu, “Bu başarınızın sırrı nedir?” diye, her bir çocuğun verdiği cevap “çok kitap okudum.” oldu.<br />
İşin doğrusu bu verilen cevaplara şaşırmadım değil, inanın şaşırdım. Çocuklar, “Çok ders çalıştım, çok soru çözdüm.” derler diye düşünmüştüm.<br />
Yanıldım!<br />
Bana da iyi bir ders oldu.<br />
Kafamdaki doğruların deneyimlenmiş olması güzeldi.<br />
Hep bilgiye güvenmiş, bilginin hayati önemde olduğuna inanmışımdır.<br />
Tabii ki bu inanışın temelinde genel geçer gerçeklikler vardı.<br />
Tüm bilimler bilgi diyor.<br />
Bilgiye ulaşmaya çalışıyor.<br />
Bilgisiz insan boş çuvala benzer.<br />
Ne konuştuğunun ne de yaptığının bir değeri olur.<br />
Bakın Ortadoğu’ya hangi ülkenin yaptıkları, ettikleri bir değer arz ediyor?<br />
Hiç birisinin!<br />
Afrika ülkelerinde de durum çok farklı değildir.<br />
Kabile toplumu olarak yaşayıp gitmekteler.<br />
Toplayıcılık, avcılık…<br />
Gelişmenin temelinde bilgi yatar.<br />
Bilgi güçtür!<br />
Bir ülkeyi, kıtayı, dünyayı kontrol edebilmek bilgi ile olacak işlerdir.<br />
Güçlü silahlar, bombalar, savaş uçakları, nükleer enerji, atom bombası…<br />
Bu işin askeri güç tarafı…<br />
İşin teknolojik, teknik, tarım, sanayi alanı bambaşkadır.<br />
Son zamanlarda Çin’in her alanda güçlenmesinin altında yatan en büyük neden bilgidir.<br />
Bilgiye sahipler…<br />
Ülkemiz tarihi eserde dünyanın cennetidir.<br />
Kaç kişi bu tarihi eserleri incelemiştir?<br />
Ya da kaç kişi bu tarihi eserleri merak etmiştir?<br />
Bizim için tarihi eserler taş, kayadır.<br />
Bilgi sahibi olmadan güç elde edilmez.<br />
Gücün yolu bilgiden geçer.<br />
Bilgi! Bilgi! Bilgi!<br />
Bilginin kaynağı ise kitaplardır.<br />
Çok kitap okumalıyız.<br />
Kitap okumadan bilgili olamayız.<br />
Ülke olarak bir şeyler yapmalıyız.<br />
Bir yol, yöntem bulmalı bilgiye ulaşmalıyız.<br />
Tehlike çanları çalmakta, kötülük kapımıza dayanmaktadır.<br />
Çok geç kalmadan bilginin ne kadar güçlü bir argüman olduğunu kavramalıyız.<br />
Bilgi! Bilgi! Bilgi!</h2>
]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/bilgi-bilgi-bilgi/584/</link>
<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 09:31:29 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>&amp;quot;UCUZ HAYAT&amp;quot;</title>
<description><![CDATA[İnsanlar bir yol tutturmuşlar, tutturdukları bu yolda yaşayıp gitmeyi doğru buluyorlar.<br />
Düşünmek yok, sorgulamak yok!<br />
Doğru mu yapıyorum yanlış mı yapıyorum yok!<br />
Küçük işler, ayak oyunları, rakibi alt etmek, kirli işlerle kazanç sağlamak büyük marifet sayılmış…<br />
Küçük işler diyorum…<br />
Rakibi alt etmek mesela en büyük başarı sayılmış.<br />
Dar alanda ayak oyunları…<br />
Büyük fotoğrafı görmek!<br />
Büyük insan olmak!<br />
Dertleri değil!<br />
Daha doğrusu “büyük insan” olmanın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Dünyadan bi habersiz yaşayıp gidiyorlar…<br />
Kendisini geliştirmek, üretmek, evrensel değerlere haiz olmak dünyalarında yok.<br />
Bu dünyadan milyarlarca insan gelip geçmiş…<br />
Bundan sonrada milyarlarca insan gelip geçecek…<br />
Bir zaman sonra belki de dünya da diğer canlılar gibi yok olup gidecek…<br />
Ölümlü dünya!<br />
İnanlar, doğarlar, büyürler ve ölürler…<br />
İnsan öldüğünde yaşam biter.<br />
İnsan, ömrü kadardır.<br />
Öyleyse neden bu kin ve nefret…<br />
Hırs, göz doymazlık…<br />
Kötülük…<br />
Çirkeflik…<br />
Arkadaş, hayat kısa ve ölümlü…<br />
Bırak kötülüğü…<br />
Değmez…<br />
Değmez diyorum…<br />
Çık var ettiğin küçük dünyadan, inan büyük fotoğrafı gördüğünde boş işlerle uğraştığını göreceksin…<br />
Kutsadığın yaşamın ne kadar basit, sıradan, bayağı olduğunu fark edeceksin…<br />
Üç beş arkadaşın ya da çevrendeki insanların büyük bir anlamı olmadığını; kendini geliştirdikçe, ürettikçe anlayacaksın…<br />
Senin yaptığını sıradan insanlar da yapıyor, senin bir farkın yok ki…<br />
Yazık bedenine, bedenin içindeki beynine…<br />
Bir ömür, sıradan bir yaşam!<br />
Çok yazık!<br />
Zor değil inan!<br />
İyilik diyorum…<br />
Hem iyilik varken neden kötülük…<br />
Tüm değerlerimiz iyilik üzerine değil mi?<br />
Öğretmenler, din adamları kötülüğü lanetlemez, iyilik demez mi?<br />
Küçük ve basit işler…<br />
Birilerine zarar vermek, onları yok etmek…<br />
Mutlu mu oldun, için soğudu mu?<br />
Bu mudur bütün mesele…<br />
Ucuz işler!<br />
Bir hayat bu kadar ucuz olmamalı!<br />
Bu kadar basite indirgenmemeli!<br />
‘Ucuz hayat’ diyorum.<br />
Bakın insanlık tarihine, kimlerin isimleri var?<br />
Kimler anılmakta, hatırlanmakta?<br />
Mesele bu değil mi?<br />
Yaşamın sonlandığında insanlık seni anmalıdır.<br />
Kaldırın başlarınızı kaldırın…<br />
Dünyaya bakın…<br />
Çıkın ucuz hayatlarınızdan…<br />
Bakın geçmişe…<br />
Ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.<br />
Biraz tarih okuyun…<br />
Bilimle uğraşın…<br />
İnsanları sevin, insanlara iyilik yapın; paylaşın, dertlerine ortak olun…<br />
Hiçbir şey yapamıyorsanız kötülük yapmayın…<br />
Zor şeyler değil bunlar…<br />
Bir sürü dernek, vakıf; sivil toplum örgütleri var, birisine üye olun, katkı sunun…<br />
İyilik için yarışın…<br />
“Bugün insanlık için ne yaptım?” sorusunu sorun kendinize...<br />
İçinizde muhasebesini, özeleştirinizi yapın.<br />
Kaliteli bir hayat için ilk adımı atın…<br />
Bu çok zor olmasa gerek…]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/ucuz-hayat/583/</link>
<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 09:40:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İLETİŞİM</title>
<description><![CDATA[Diğer ülkeleri bilemem ama ülkemizin en büyük sorunlarından birisi de iletişim sorunudur.<br />
Bu sorun ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır.<br />
Kimse kimseyi dinlemiyor, dinlemek de istemiyor.<br />
Kapalı bir toplum durumu söz konusu…<br />
Bir seminere katıldım.<br />
Katıldığım seminer herkesin konuşmasına, fikir beyan etmesine müsaitti…<br />
Konu da güncel olunca konuşmak isteyen birkaç kişi çıktı, söz hakkı verildi.<br />
Gayet makul, sorunları dile getirici cinsten bir konuşma oldu.<br />
Sistemsel eleştiri…<br />
Durum tespit edici…<br />
Konuşanların konuşmaları, diğer seminer katılımcılarını o kadar rahatsız etti ki, söz isteyip fikir beyan edenleri, fikir beyan ettiklerine pişman ettiler.<br />
İşin garip yanı; seminere katılanların yüzde doksan dokuzu aynı düşünen insanlardan oluşmaktaydı.<br />
Aynı fikir, aynı düşünce yapısı da olsa küçük bir farklılık bir kavga tahammülsüzlüğünü beraberinde getirebiliyor.  <br />
Bu arada şunu da belirtmekte yarar var: Seminere katılanların tamamı üniversite mezunu, birçoğu da ikinci, üçüncü üniversiteyi bitirmiş, yüksek lisans yapmış kişilerden oluşmaktaydı.<br />
Kimsenin kimseye tahammüllü yok!<br />
Kimse kimseyi dinlemek istemiyor!<br />
Bu kadar net!<br />
Eskiler hatırlarlar; TRT ekranlarında o dönemin siyasetçileri yuvarlak masa etrafında oturur ülkenin sorunlarını, çözüm yolları ile ilgili düşüncelerini anlatır, tatlı bir havada güzel bir program yaparlardı.<br />
Kırıcı, incitici davranış sergilemezlerdi.<br />
Kaba davranmazlardı.<br />
Saygıda, nezakette asla kusur etmezlerdi.<br />
Devlet protokolü ne ise onu uygularlardı.<br />
Sokaktaki insanlar da iletişime açıktılar.<br />
Konuşur, tartışırlardı.<br />
Dinlerlerdi birbirlerini.<br />
Aradan geçen on yıllar bizi daha mı gerilere sürükledi.<br />
Sürüklediği kesin…<br />
Tahammülümüz kalmadı.<br />
Dinlemek, duymak istemiyoruz.<br />
İyi de hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar.<br />
Konuşmak, dinlenmek zorundayız.<br />
Anlaşmak zorunda değiliz.<br />
Aynı fikirde olmak hiç değiliz.<br />
Bu insanın doğasına aykırıdır.<br />
Farkımız, farklılığımızdan gelir.<br />
Herkes kendi dünyasında yaşayıp gidiyor. Kimseyi duymak, görmek istemiyor.<br />
Hiç konuşmayan bir toplum…<br />
Konuşunca da birbirini kıran, inciten, fiziksel olarak birbirine zarar veren bir toplum oluyoruz.<br />
Neden yan baktınlar…<br />
Kadın cinayetleri…<br />
Eş kavgaları…<br />
Yol vermedin hesaplaşmaları…<br />
Ötekileştirmeler…<br />
Din, dil, ırk ayrımları ve şiddet eğilimleri…<br />
Ve içinde yaşanılmaz bir toplum…<br />
İletişim!<br />
Kimin kimden ne farkı var, aynı topraklarda doğmuş, büyümüş; aynı kültürle yoğrulmuş insanlarız. Yok birbirimizden farkımız.<br />
İnsanız, insan!<br />
İletişim kuracak; birbirimize saygı duyacağız.]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/iletisim/582/</link>
<pubDate>Wed, 28 May 2025 10:53:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SANATÇININ ÖLÜMÜ!</title>
<description><![CDATA[Köşe yazımın başlığını koymakta zorlandım. “Nasıl bir başlık olmalı?” diye düşündüm.  “Yaprak Dökümü”, Sanatçının Toplumdaki Yeri”, “Sanatçının Değeri”…<br />
“Sanatçının Ölümü” sanırsam en uygun olanı…<br />
Sanatçılar bu günlerde bir bir sonsuzluğa göçüp gidiyorlar.<br />
Her birinin ölümü ciğerimizi yakıyor.<br />
Yarım kalıyor yaşam…<br />
Doğadan bahsederim sıkılıkla…<br />
Doğayı anlatmaya çalışırım…<br />
Bu günler göç günleri…<br />
Ülkemizin yetiştirdiği sanatçılar bir bir göçüp gitmekteler…<br />
Ne acı…<br />
Edip Akbayram, Volkan Konak, Yavuz Top ve Sırrı Süreyya Önder…<br />
Hangi birine üzüleceğimizi hangi birinin yasını tutacağımızı bilemedik…<br />
Birinin acısı yüreğimizde daha taze iken diğerinin ölüm haberi geliyor.<br />
Sanat, sanat, sanat…<br />
Doğum da ölüm de hayatın gerçeği…<br />
Bu gerçekten kimse kaçamaz.<br />
Ama bir sanatçı ölünce ülkenin büyük bir parçası kopup gider.<br />
Yarım kalır ülke…<br />
Edip Akbayram’ın, Volkan Konak’ın yerini kim doldurabilir?<br />
Yavuz Top’un “Ötme Bülbül” uyarlamasını kim onun gibi okuyabilir.<br />
Sırrı Süreyya Önder gibi entellektüel bir adamın yerini kim alabilir.<br />
Kim tüm ülkeyi sevgide, barışta, dayanışmada bir araya getirebilir.<br />
Nasıl bir azim ve kararlılıktır…<br />
Bitmeyen bir üretkenlik…<br />
Sanatın her alanında var olabilmek…<br />
En önemlisi de insan kalabilmek…<br />
Sanatçı ölürse ülke ölür…<br />
Hiç abartmıyorum.<br />
Atatürk’ün;” Efendiler… Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatçı olamazsınız.”<br />
“Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından birisi kopmuş demektir.”<br />
Ne kadar yerinde ve doğru bir ifade…<br />
Tüm sosyal medya, basın, medya kuruluşları sanatçıları anlatmakta…<br />
Sanatçıyı anmakta…<br />
Daha dün ölmüş siyasetçilerden var mıdır aklınızda kalan; çoktan unutulup gittiler…<br />
İktidarda iken muktedirdiler.<br />
Güçlü ve kudretliydiler.<br />
Şimdi isimleri bile anılmıyor.<br />
İz bırakmak başka şey…<br />
Boşuna değil sanatın büyüklüğü…<br />
Sanat kalıcıdır…<br />
Sanat ebedidir…<br />
Tarihler boyunca silinmez…<br />
 Ne acıdır ki bu fani dünyada sanatçılar birbiri ardına göçüp gitmekteler…<br />
Öksüz kalmakta ülkemiz.<br />
Yeri doldurulması çok güç…<br />
Dolmuyor da…<br />
Bir sanatçının yetişmesi kolay değil…<br />
 Ahmet Arif “Anadolu” şiirinde şöyle demiş:<br />
“Binlerce yıl sağılmışım,<br />
 Korkunç atlılarıyla parçalamışlar<br />
  Nazlı, seher-sabah uykularımı<br />
  Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,<br />
  Haraç salmışlar üstüme.<br />
  Ne İskender takmışım,<br />
  Ne şah ne sultan<br />
  Göçüp gitmişler, gölgesiz!<br />
  Selam etmişim dostuma<br />
  Ve dayatmışım...<br />
  Görüyor musun?”<br />
Sanatçı böyle bir şeydir.<br />
Yaşamda güzel olan ne varsa sanatçıda da var olan odur.<br />
Tüm duyguları, ürettikleri, ürünleri, bizler içindir.<br />
Saygı ve rahmetle…]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/sanatcinin-olumu/581/</link>
<pubDate>Wed, 07 May 2025 11:40:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>RUS EDEBİYATI</title>
<description><![CDATA[Ne diyeyim edebiyatın tarihini sanki Ruslar yazmış gibi; neyi okur, neyi beğenirsem altından Rus yazarlar çıkıyor.<br />
Takdir etmemek elde değil.<br />
Helal olsun adamlara…<br />
Nasıl bir anlatıdır, nasıl bir olay görgüsüdür, nasıl bir mesaj vermedir; yok böyle bir şey…<br />
Rus yazarlar; eserlerinde, işin sosyolojisini, felsefesini, psikolojisini, matematiğini çok iyi oturtmuşlar; toplumsal temelde her şeyi çok iyi analiz etmişler, olayları çok iyi anlatmışlar.<br />
Çok profesyoneller…<br />
Tolstoy’un “Diriliş” eseri…<br />
O tarihlerde işçi sınıfı, bürokrasi, burjuva, toprak ağaları, derebeyler, köylüler… <br />
Toplumu oluşturan sınıfların karakteristik özellikleri…<br />
Kişilerin bulundukları yere göre gösterdiği tepkiler…<br />
Davranışlar…<br />
Verilmek istenen mesajlar ve ana fikir…<br />
Hayatın gerçekliği…<br />
Olması gereken son…<br />
Anna Karenina’da evli bir kadının yaşadığı aşk…<br />
Aşkın gözleri kör etmesi…<br />
Ödenen bedeller…<br />
Kahramanlar…<br />
Ve acı son…<br />
Dostoyevski’nin, Tostoy’dan kalır yanı olmadığını Suç ve Ceza’yı yazarak göstermiş olması; iki yazarın da sevenlerini karşı karşıya getirmesi boşa değilmiş.<br />
Bir kalite var ve bu kalite standartların çok üstünde…<br />
Nikolay Vasilviç Gogol,un “Ölü Canlar” kitabının konusu bile sıra dışı…<br />
Yazarın nasıl aklına geliyor böyle bir konu?<br />
Düşününce insan şaşıyor.<br />
Maksim Gorki’nin “Ana” romanı çağına göre çok üst düzeydedir.<br />
İşlenen konunun, 1900’lü Rusya’sında yaşanıyor olması, Rusya’nın sınıfsal bilinç noktasında ne kadar önde olduğunu gözler önüne sermektedir.<br />
Feda ruhu, kahramanlık…<br />
Mücadele…<br />
Ana…<br />
Suç ve Ceza!<br />
İki kadını öldüren yoksul bir hukuk öğrencisinin işlediği cinayetten pişmanlık duyması ve suçunu itiraf etmesi...<br />
İç dünyasında yaşadıkları…<br />
Polisin cinayeti aydınlatma çabası…<br />
Polis ve kahraman…<br />
Suçun itirafı…<br />
Ceza…<br />
Suçun ve cezanın sorgulanması, bunun bir olay üzerinde anlatılması; toplumda yaşanabilecek olaylardan birisini konu edinmiş olması...<br />
Verilmek istenen mesaj, bir örümceğin ağını en ince ayrıntısına kadar örmesi ve okuyucuya yaşamsal ve hukuk temelinde dersler verilmesi…<br />
Her daim sınıfsal temelli bakış açısını temellendirerek, dersler çıkartılması…<br />
Kurguda hata yok.<br />
Mesajlar çok güzel…<br />
Vicdan…<br />
Suçun birçok niteliği olduğu bir gerçek, bunu kabul etmek gerek…<br />
Neyin suç neyin suç olmadığı; vicdan denen olgunun her daim devrede olması...<br />
Suçlunun, olay mahaline mutlaka uğrayacağı gerçeğinden, suçlunun bulunması tarihi bir ders niteliğinde…<br />
Kişinin ve toplumun değer yargıları, suçu aynı zamanda cezayı belirlemekte…<br />
Her suçun bir cezası vardır.<br />
Yasalar, kanunlar…<br />
Rus edebiyatında daha bir sürü kaliteli yazar ve eserleri mevcut. Her birisi okunmaya, üzerinde konuşulmaya değer.<br />
İyi ki Rus yazarlar, bizler için okunabilecek bu eserleri bırakmışlar.<br />
Darısı Türk yazarlara…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/rus-edebiyati/580/</link>
<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 11:44:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İNSANOĞLU</title>
<description><![CDATA[“İnsanoğlu garip bir yaratık” der birçoğu, öyle olduğunu var sayar.<br />
Kendilerince haklı da sayılırlar. Kim yaşanan şeylere farklı bir anlam yüklemez ki!<br />
Gündelik yaptığımız hareketler bile bilinmeze yorulur.<br />
İnsanların konuştuğuna bakarsanız bilinen bir şey yoktur.<br />
Her şey bilinmezdir.<br />
Bilinmez adeta kutsanır.<br />
 “Nasıl ya!” dersiniz.<br />
İnanın yaşamda var olan her şey için bir bilinmez vardır.<br />
Toplumun yaşam felsefesi bu bilinmezlik üzerine kurulmuştur.<br />
 <br />
En basit düşünen, ilişkilerini çıkar üzerine kuran, meseleye faydacı bakan canlıdır insanoğlu.<br />
Bilinmeyecek, teşhis konulamayacak, garipsenecek hiçbir yanı yoktur.<br />
Basit, bayağı…<br />
Sıradan…<br />
Kimse boşuna kendisini yormasın.<br />
Öyle saçma sapan bir gizem yaratmasın.<br />
Bedensel, ruhsal bir hastalık varsa doktorlar teşhisi koyar, tedavi eder geçer gider.<br />
Toplum işte ne diyeceksin…<br />
Tutturulmuş bir yol gidiyor.<br />
Bir varmış, bir yokmuş misali…<br />
Bugün varız yarın yokuz.<br />
Bunu konuşalım, bunu dert edinelim.<br />
Dert edinelim ki güzel ve kaliteli bir yaşam sürelim.<br />
İnsan öldüğünde en yakınının unutma süresi on sekiz aymış.<br />
Yani on sekiz ay sonra acısı dinermiş.<br />
Çok sevdiklerinin, "Onlar olmadan asla olmaz" dediklerinin on sekiz ay sonra unutacak olması...<br />
Düşününce içim acıdı bir an...<br />
İyi bir iş, geniş bir ev, bir araba, emeklilik hayalleri, “Hele şu da olsun rahatlayacağım.” derken bir bakmışsın hayatın sonuna gelmişsin.<br />
Lakin bizim yaradılış sebebimiz araba, ev, bağ, bahçe değil ki...<br />
Hiçbir değer üretmeden, iz bırakmadan yaşanan bir hayat seksen yıl değil de sekiz yüz yıl olsa ne yazar!<br />
On sekiz ay da unutulduktan sonra...<br />
Yazık oluyor bize.<br />
Çok ucuza gidiyoruz.<br />
İnsanın yetiştirdiği öğrencileri olmalı, öğretmen olmasa bile...<br />
Yazdığı ya da yazmaya niyetlendiği bir kitabı olmalı...<br />
Şiir yazmalı ya da şiir okumalı…<br />
Doğa ile iç içe yaşamlı, hayvanları sevmeli…<br />
Tanımadığı, adını bile bilmediği insanlarda iz bırakmalı...<br />
Birileri çevirmeli yolunu, “Siz beni tanımazsınız ama ben sizi tanıyorum, siz benim hayatımı değiştirdiniz” demeli yıllar sonra...<br />
İnsanlara selam vermekten korkmak şöyle dursun, tanımadığı onlarca insanın yüreğine dokunmalı, sohbet etmeli, dertleşmeli, arkadaş olmalı...<br />
İnsanların hayatına dokumalı…<br />
İkinci bir kere dünyaya gelmeyi istememeli…<br />
Başka bir yaşamın özlemini çekmemeli…<br />
Dünya nimetlerini başka yerlerde aramamalı...<br />
Velhasıl kelâm, eşyaya ve kula kul olmak değil, iyi ve verimli bir insan olmak önemli ...<br />
Ah bu çok fazla dünya telaşesine dalmışlığımız yok mu?<br />
İyi ve güzel yüreği olan herkese selam olsun…<br />
Sanırım ne demek istediğim anlaşıldı.<br />
Bir ot gibi değil bir insan gibi yaşamalı şu güzelim dünyada.<br />
Yaşamanın hakkını vermeli…<br />
İnsanoğlu işte…<br />
“Gereğini yerine getirdim! En güzel şekilde yaşadım!” diyenlere, selam olsun.<br />
Selam olsun güzel insanlara…<br />
İnsanoğluna…<br />
İnsana…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/insanoglu/579/</link>
<pubDate>Wed, 09 Apr 2025 14:26:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>&amp;quot;KIZLARIMA MEKTUPLAR&amp;quot;</title>
<description><![CDATA[Zaman sonsuzdur.<br />
Evren, uzay, yani içinde bulunduğumuz mekân da sonsuzdur.<br />
İnsan, birey olarak da “insanlık” olarak da zamanın ve mekânın sonsuzluğunun kesiştiği herhangi bir noktada, bir hiç, bir sıfırdır.<br />
Bir insan ömrünü yüz yıl kabul etsek bile, zamanın sonsuzluğunda yüz yıl nedir ki?<br />
Bırakın yüz yılı, bin yılı, milyar yıl nedir ki, sonsuzluk karşısında?<br />
Biliyorsunuz, matematiğin bir kuralına göre herhangi bir sayı sonsuza bölündüğünde çıkan sonuç sıfırdır.<br />
Bu mantığa da uygundur.<br />
Çünkü her sonlu sayı, ne denli büyük olursa olsun, sonsuzluğun karşısında sıfırdan başka ne ifade edebilir ki?<br />
İşte bu yüzden sadece kendi yaşam sınırlarını bilen, onu gören ve algılayabilen tek bir birey değil, aynı zamanda bir canlı türü olarak insanın evrendeki tüm serüveni bile sonuçta sıfırdır.<br />
Sıfır, insanın ve insanlığın zamanın sonsuzluğu karşısındaki durumudur.<br />
Bir de işin mekân boyutu vardır.<br />
İnsan bedeninin kapladığı yeri, yani insanın evren içindeki mekânsal boyutunu hiç düşünmeyelim bile.<br />
İçinde yaşadığımız dünya dahi bir yana, dünyanın içinde bulunduğu güneş sistemi, güneş siteminin de bir parçası olduğu samanyolu galaksisi, uzayın sonsuzluğu karşısında ne ifade edebilir ki?<br />
Sadece sıfır.<br />
Sadece zaman karşısında değil, uzay yani mekân karşısında da sıfırız.<br />
Demek ki, zamanın ve mekânın sonsuzluğunda insanın değeri sıfır noktasında bir hiçtir.”<br />
Emre Kongar’ın, “Kızlarıma Mektuplar” kitabından bir alıntıdır.<br />
Köşe yazılarımda; insanlığın serüvenini hep anlatmaya, insanlık serüveninde bireylerin çok önem arz etmediğini, meseleye daha geniş bir çerçeveden bakmak gerektiğini anlatmaya çalışmaktayım.<br />
Tesadüfen elime geçen bu kitap beni çok mutlu etti.<br />
Okuduğumda, Emre Kongar ile aynı cümleleri kuruyor, meseleye aynı pencereden bakıyor olmak işin doğrusu beni heyecanlandırdı.<br />
Doğru yoldaymışım, doğru işler yapıyormuşum, demek ki.<br />
Aklın yolu birmiş.<br />
“Kızlarıma Mektuplar” kitabında her mektup ayrı bir konu içermekte ve ders niteliğinde bilgiler vermektedir.<br />
Emre Kongar’ın yaklaşımları gerçekten bugünün Türkiye’sinde takdire şayan, böyle bir kitabı yazmış olmaktan dolayı kendisiyle ne kadar övünse azdır.<br />
İyi tespitler, doğru yaklaşımlar…<br />
Uygar bir kimlik…<br />
Her kız çocuğu babası mutlaka okumalıdır.<br />
Her kız çocuğu da mutlaka okumalıdır.<br />
‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ dolayısı ile kız çocuklarına mektuplar tabii ki çok anlamlıdır.<br />
Kadınlar bu ülkenin temel taşlarıdır.<br />
Kadının olmadığı yerde medeniyet olmaz.<br />
Maalesef kadına bakış açımız çok çok ilkel, dünya sıralamasında çok gerilerde.<br />
Sanırım kadın meselesine Emre Kongar gibi bakmadıkça ülke olarak bir arpa boyu yol alamayacağız.<br />
Almamızda mümkün değildir.<br />
Kız çocukları ne kadar iyi eğitilirse büyüdüklerinde de topluma katkıları o oranda yüksek olacaktır.<br />
Şunu unutmamak gerek: İster kadın ister erkek olsun, tarihsel zaman çizelgesinde her birimizin değeri tabii ki yüksektir. <br />
İnsan en yüce değerdir.<br />
Kimse kendini önemsiz hissetmesin.<br />
Konumuz kişinin önemsizliği değil tam tersine kişinin ne kadar önemli olduğu üzerinedir.<br />
İnsanlık tarihi sürecinde geçen zaman diliminin farkında olup, insanın yaşamdaki rolünü fark etmesi daha pozitif bir yaşam felsefesini benimsemesidir. <br />
Zaman ve mekân boyutuyla düşünüldüğünde kaliteli yaşam en değerli olanıdır.<br />
İnsan, canlıların içinde en değerli varlıktır.<br />
Kadın insanoğlundan da değerlidir.<br />
Kadın insan, erkek insanoğludur.<br />
Bunu iyi bilmelidir.<br />
“Kızlarıma Mektuplar” bu temelde değerlendirildiğinde, yaşama dair nasıl bir yol tutulması gerektiği konusunda rehber olur.<br />
İyi ki kadınlar var.<br />
Kadınlar baş tacımızdır.<br />
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Dünyada her şey kadının eseridir.”  <br />
 <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/kizlarima-mektuplar/578/</link>
<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 12:47:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İNCİ TANELERİ</title>
<description><![CDATA[Özcan Deniz’in başrol oynadığı “Kızıl Goncalar” dizi filminden sonra şimdi de Yılmaz Erdoğan’ın yönetmenliğini yaptığı ve başrolünde oynadığı “İnci Taneleri” dizi filmi toplumda adeta infial yarattı.<br />
Buradaki “infial” olumlu anlamlıdır.<br />
Birkaç hafta öncesine kadar insanlar “Kızıl Goncalar” dizi filmini konuşuyordu.<br />
Filim o kadar büyük ilgi gördü ki, “toplumun milli ve manevi değerlerine aykırılık" gerekçesi ile RTÜK tarafından para ve yayın durdurma cezası bile verildi.<br />
Tesadüf müdür bilinmez…<br />
“Kızıl Goncalar” dizi filminin konuşulması, tartışılması sürerken, Yılmaz Erdoğan’ın yönetmen ve yapımcısı olduğu “İnci Taneleri” dizi filmi Kanal D’de yayınlanmaya başlandı.<br />
Dizi ilk bölümden reyting rekorları kırdı.<br />
Neler oluyordu?<br />
Neydi insanların bu kadar ilgisini çeken?<br />
Bir sürü dizi film vardı.<br />
İnsanlar bir şekli ile bu dizi filmlerini izliyordu.<br />
Osmanlı’yı, Selçuklu’yu anlatan dizi filmleri çok ilgi görüyordu.<br />
Bir Osmanlı, Selçuklu sevdasıdır gidiyordu.<br />
İşin doğrusu dizi filmleri ile aram hiç iyi değildir.<br />
Bu yaşıma kadar izlediğim dizi filmi birkaçı geçmez.<br />
Ne kadar da dizi filmlerini izlemesem de arkadaşlarla sohbette, evdeki muhabbette konusu geçince bir de eğitimle ilgili mesajlar da var denince “İnci Taneleri” dizi filmini izlemek elzem oldu.<br />
Bu iki dizi filme neden bu kadar büyük bir ilgi gösterildiğini bilmeliydim.<br />
Kendimce dizi film üzerinden toplumsal çözümlemeler yapmalıydım. <br />
Hafta sonu oturdum “İnci Taneleri” dizi filminin iki bölümünü de internetten izledim.<br />
İşin doğrusu “İnci Taneleri” dizi filmini beğendim.<br />
Sanatın kalitesizleştiği, içinin boşaldığı, değersizleştiği bir dönemde Yılmaz Erdoğan az da olsa bir sanatsal kalite ortaya koymuştu.<br />
Toplumsal mesajlar vardı.<br />
Filmi değerli kılan da bu toplumsal mesajlardı.<br />
Özellikle de eğitimin kalitesinin düştüğü bir dönemde çok kısıtlı da olsa öğretmen ve öğrenci üzerinden eğitim sistemine dikkat çekmesi çok anlamlıydı.<br />
Bir köşe yazarı “İnci Taneleri” dizi filmini konu edinmiş. Dizi film hakkında güzel şeyler de yazmış. Yazarın bakış açısını, konuyu ele alış şekli hoştu.<br />
Köşe yazısı bir sürü yorum almış.<br />
Yorumları da okudum.<br />
Çoğu kişi ile paralel düşünüyorduk.<br />
Olumsuz birkaç eleştiri vardı.<br />
O eleştirileri de anlamış değilim. Güya sistem karşıtı, politik laflar edilip Yılmaz Erdoğan eleştiriliyordu.<br />
Ne garip bir ülkede yaşıyoruz.<br />
At izi it izine karışmış.<br />
Kim aydın kim cahil belli değil…<br />
Güya dizi filmi eleştiriyor ama dizi film ile ilgili bir cümle kurmamış.<br />
İyi de konumuz “İnci Taneleri” dizi filmi, Yılmaz Erdoğan değil ki!<br />
Bırakın artık şu geri kafalılığı…<br />
Gerilerde kalmalı artık bu kafa…<br />
Toptancı bir ret kafası hastalıklıdır.<br />
Toplumun sorunlarını konu edinmiş her sanatsal ürün anlamlı ve değerlidir.<br />
Hiçbir şey yoktan var olmamıştır, olmaz da…<br />
Her şeyin kendi içinde bir bilimsel gelişimi, değişimi, dönüşümü vardır.<br />
Kişilerin özeli üzerinden sanat değerlendirmesi yapmak ne kadar ahlaki ve doğru bir yaklaşımdır?<br />
“Yiğidi öldür ama hakkını yeme!” denir ya, Mahsun Kırmızıgül’ün “Mucize” filmi gerçek anlamda bir şaheserdir.<br />
Bunu kabul etmek gerekir.<br />
Filmi kimin yazıp, yönettiği, oynadığı değil filmin sanatsal değerine ve toplumsal mesajlarına bakmalıdır.<br />
“İnci Taneleri” dizi filmi sınavı bu anlamda geçmiştir.<br />
Sanatsal kaygıları, toplumsal mesajları vardır.<br />
İzlenmesi gereken bir dizi filmdir.<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/inci-taneleri/577/</link>
<pubDate>Wed, 21 Feb 2024 12:01:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HER ŞEY ŞEKLEN</title>
<description><![CDATA[Yaşamın her alanında bir şekilciliktir tutturulmuş gidiyor.<br />
Varsa yoksa şekil…<br />
O kadar eğitim, ahlak bilgisi, aile terbiyesi kişilere bir şeyler öğretmemiş demek ki.<br />
Evet öğretmemiş...<br />
Bu aşikâr…<br />
Kişiler, yaşamın her alanında bu kadar mı samimiyetsiz olur.<br />
Bizde bu samimiyetsizlik sanki doğuştan…<br />
Canım, ciğerim denilen kardeşler arasındaki ilişki bile şeklen...<br />
Miras meselesi mevzubahis olunca can, ciğer olan kardeşler birbirine düşman kesilirler.<br />
Osmanlıda taht kavgalarını hatırlayınız…<br />
Bir kardeş tahta geçer, padişah olur, diğerler kardeşlerini kılıçtan geçirir…<br />
Vatan, millet, Sakarya diyenlerin özel yaşamlarına bir bakınız, hangi yaptıkları vatan, millet içindir. Tek dertleri vardır, kişisel menfaatleri…  <br />
Her bir söylemleri şeklendir.<br />
“Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabını okuyanlar bilirler. Bu kitap, Finlandiya’nın uygarlaşma manifestosudur.<br />
Emeği, alın terini, dostluğu, paylaşımı, dayanışmayı, fedakârlığı, mücadeleyi, üretmeyi…<br />
Ülke sevgisini Finlandiya halkında görürsünüz…<br />
İnsanların verdiği mücadeleyi, gerçek vatanseverliği gördüğünüzde yüreğiniz titrer…<br />
Biz bu fedakârlığı Kurtuluş Savaşında görürüz.<br />
Cephede düşmanla göğüs göğse savaşanlar, vatanları için canını hiçe sayar; onar, yüzer, biner toprağa düşer, şehit olurlar.<br />
Atatürk’ün, “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” sözüne ne demelidir.<br />
Vatan sevgisinin ne kadar büyük olduğunun en büyük göstergesidir.<br />
“Eskiye itibar olsaydı bitpazarına nur yağardı.” sözünü her zaman önemsemişimdir. Eskiyi övmeyi hiç sevmem. Eski eskide kalmıştır. Yeni her zaman eskiden yeğdir derim ama bu konularda eskiler çok çok iyiler.<br />
Neyse…<br />
Şekilciliğin tavan yaptığı bir dönemi yaşıyoruz.<br />
Cahillerin şekilciliğini anlarım…<br />
Onlara söyleyecek sözüm yok…<br />
Kendisini aydın sayan ya da kendine aydınım diyen kesimi anlamakta inanın zordayım.<br />
Onların, cahillerden bir farkları yok.<br />
Kitap okumuyorlar.<br />
Kendilerini geliştirmiyorlar...<br />
İnsana değer vermiyorlar.<br />
Bencilce davranıyorlar.<br />
Hiçbir şeye saygı duymuyorlar…<br />
Üretmiyorlar…<br />
Cahiller nasıl yaşıyorlarsa onlar da öyle yaşıyorlar…<br />
En kötüsü de dostluk, paylaşım, dayanışma, insan sevgisi gibi değerlerden çok uzaklar…<br />
Kıskançlar…<br />
Kibirliler…<br />
Aydın geçilen bu insanların, cahillerden bir farkı olmalı değil mi?<br />
Bu şeklen yaşam, toplumun her kesime zuhur etmiş durumda…<br />
Bir şeyler gerçekten eksik…<br />
Hatalı, yanlış…<br />
Bayramlarda hatırlanır dostlar, arkadaşlar, akrabalar…<br />
Sonra unutulurlar…<br />
Bayramdan, bayrama…<br />
İyi de din, bayramdan bayrama hatırlansın diye mi var…<br />
İnançlı yaşamak, dinin buyruklarını yerine getirmek ve öyle yaşamak…<br />
Çok mu zor.<br />
Zor ki kimse inandığı gibi yaşamıyor…<br />
Düşünün size, kendine aydınımın diyen bir insanın gün boyu bir cahil gibi yaşam sürdüğünü…<br />
Aynen öyle!<br />
Neden bu şekil hastalığı…<br />
Törenler, karşılamalar, yemekler, davetiyeler, şenlikler, gösteriler…<br />
Hep şekil hikâyeleri…<br />
Aman Allah’ım nasıl bir yaşam şekli tutturmuşuz?<br />
Nereye bakarsanız bakın…<br />
Her şey şeklen!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/her-sey-seklen/576/</link>
<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 11:18:49 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SEN OLMALISIN!</title>
<description><![CDATA[Toplumun, değişmesi dönüşmesi, temiz toplum olması için neden elimizi taşın altına koymaz, emek harcamaz; hep başkalarının bir şeyler yapmasını bekleriz?<br />
Korkularımız, kaygılarımız vardır da ondan.<br />
Bu korku ve kaygılar bizi resmen teslim alır.<br />
Elimizi kolumuzu bağlar…<br />
Bizi, biz olmaktan çıkarır…<br />
İşi kötü tarafı; korkularımıza, kaygılarımıza karşın, dost meclislerinde, ne kadar duyarlı, fedakâr, iyi bir insan olduğumuzu anlatır dururuz.<br />
Söylemde var, pratikte yok…<br />
 İyi de “Bir şeyler yapmalı!”<br />
Bir yerlerden başlamalı...<br />
O kişi de sen olmalısın!<br />
Hem de en önde...<br />
Omuzlamalısın yaşamın tüm yükünü…<br />
Şair Ataol Behramoğlu “Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi.” diyor ya, her anın yaşama dair olmalı…<br />
Yaşadım diye bilmek kolay iş değil be kardeşim!<br />
Öyle bir yaşamalısın ki, iliklerine kadar yaşamı hissetmelisin.<br />
Sevebilmelisin bir karıncayı, toprağı, bitkiyi, canlıyı…<br />
Sevgiden delirmelisin.<br />
Yaşamını güzel şeylere adamalısın…<br />
Bir bitkiden, bir hayvandan farkın olmalı.<br />
İnsan olmalısın!<br />
“Koyun gibisin kardeşim/gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye/dünyanın en tuhaf mahlukusun yani/hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf…” diyor ya Nazım Hikmet Ran.<br />
Hayır, hayır doğru bir yaşam şekli değil bu!<br />
Bir mum yakmak…<br />
Karanlığa küfür etmenin panzehridir.<br />
Yoktur bu işin ortası…<br />
Kandırma kendini, beyninde korkular büyütme, haklı nedenler arama, suçluluk duygusundan kurtulmak için bir sürü laf üretme, bak kendine, acımasızca eleştir kendini, özeleştiri ver.<br />
Bu topluma borcun var.<br />
Toplumu güzelleştirmek, yaşanası kılmak en büyük görevin…<br />
Pis işler peşinde koşma, kolay para kazanma derdine düşme, hayatını kumara çevirme…<br />
Bu işler insani değil…<br />
İnsan olabilmek, insan kalmak…<br />
Dedim ya büyük işlerle işimiz yok, küçük işler bizimkisi, diye…<br />
Kaybolan değerlerimizi yeniden var etmek.<br />
Bir birey olabilmek.<br />
Kucaklamak tüm insanlığı…<br />
Değişmek ve değiştirmek için kendimizden başlamak.<br />
Sen değişirsen her şey değişir.<br />
Bırak artık, suçlu aramayı…<br />
Yaşadığın toplum yozlaştı ve kirlendi.<br />
İçinde yaşanmaz hale geldi.<br />
Bu konuda herkes hem fikir, dertli.<br />
İyi de senin hiç mi bir suçun yok?<br />
Bir bak kendine!<br />
Bir okumuş, tahsil görmüş birey olarak bu ülkeye ne kattın?<br />
Bu soruyu lütfen kendine bir sor!<br />
Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak…<br />
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlıklara…<br />
Hayır, hayır, hayır…<br />
Yanmaya, yanmana falan hiç gerek yok.<br />
İnsan diyorum, sen diyorum.<br />
“Sen olmalısın!” diyorum.<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/sen-olmalisin/575/</link>
<pubDate>Fri, 26 Jan 2024 11:38:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR İZ BIRAK!</title>
<description><![CDATA[Biliyorum bugünlerde birbirine yakın konular üzerine köşe yazıları yazıyorum, “Biz okumaktan sıkıldık, sen yazmaktan sıkılmadın.” serzenişinizi duyuyorum. Çok haklısınız, farkındayım ama sanırım yaşamın bir sırrı var, o sır da bu konularda saklı; bizler bu sırra erdiğimizde, sanırım yaşam daha bir anlam bulacak sanki.<br />
Derdimiz yaşamı anlamlı kılmak…<br />
İnsanları iyiliğe, güzelliğe çağırmak…<br />
Dostluğu, kardeşliği büyütmek…<br />
Her birimiz çok biliyoruz, ölüm kaçınılmaz son…<br />
Bunun tersini idea eden de yok.<br />
Mesele ne o zaman?<br />
Mesele gayet açık ve net!<br />
Bu ölümlü dünyada bir şeyler yapmalı…<br />
Geleceğe bir iz bırakmalı…<br />
Küçük de olsa bir iz…<br />
Evet bir iz…<br />
Bitkiden ya da hayvandan ne farkımız var?<br />
İnançlar, ideolojiler ne diyor?<br />
Çalış, üret, iyi insan ol!<br />
Bizde inançlar ve ideolojiler şeklen kabul gördüğü için, dinlerin ve ideolojilerin ne dediğini tam manası ile anlamış değiliz.<br />
Hz Muhammed, “İlim Çin’de de olsa arayınız.” demiş.<br />
İlmi Çin’de aramayı bırakınız, birçok ilmi gelişmeyi şeytanlaştırmışız; ilim, dine karşı demişiz.<br />
Matbaanın Osmanlıya getirilişini hatırlayın…<br />
Toplumsal meselelerde 31 Mart vakasını…<br />
Kurtuluş Savaşında Anadolu çıkan isyanları…<br />
Bu günlerde öğrendim, Cumhuriyetin kuruluş temellerinin atılmasında Yahudi bilim insanlarının emeklerinin çok büyük olduğunu.<br />
Cahillik ne kötü şey…<br />
Sana iyilik yapana düşman olmak…<br />
Seni uçurumdan atana el pençe divan durmak…<br />
Öz yok...<br />
Bilgi yok…<br />
Bilinç yok…<br />
Her şey gösteriş üzerine…<br />
Bu zihniyet bizi bir yere götürmez…<br />
Bir şey yapmalı!<br />
Bu bir şey iyi bir şey olmalı…<br />
Virginia Woolf, Franz Kafka, Maksim Gorki, Victor Hugo, Lev Tolstoy, Fyodor Dostoyevski, Charles Dickens, Aleksandr Puşkin, George Orwell…<br />
Ne güzel bir iz bırakmışlar…<br />
Lev Tolstoy’un öğretilerine hayran olmamak elde değil…<br />
Ömrünü iyiliğe adamasına ne demeli…<br />
Bir iz bırakmalı!<br />
Kaç kişi bir iz bırakmak için yola çıktı?<br />
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz…<br />
Çok mu saydım…<br />
Bir iz bırakmalı bu hayatta…<br />
Yaşam var oldukça, insanlık bu izi konuşmalı…<br />
Bırakılan iz öyle büyük falan olmamalı…<br />
Hayır, hayır…<br />
Büyük izle işimiz yok…<br />
Küçük iz…<br />
Mesela, iyilik…<br />
Ne dersiniz…<br />
Hani Nasrettin Hoca, Hacı Bektaş, Şeyh Bedrettin diyorum…<br />
Çok uzağa gitme…<br />
Bilindik kişiler bunlar…<br />
Nehri ikiye yarmana, güneşi elinle tutmana, dağları düz etmene, gökyüzü ile yeryüzünü birleştirmene, öldükten sonra İsa olup gökyüzüne yükselmene hiç gerek yok…<br />
Basit ve sıradan izler…<br />
İnan hiç zor değil!<br />
Bir iz bırakmak…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/bir-iz-birak/574/</link>
<pubDate>Wed, 17 Jan 2024 12:02:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAŞAM AKARKEN</title>
<description><![CDATA[Ah yalan dünya!  Sen nasıl bir dünyasın ki jet hızında akıp gidiyorsun. Öyle bir akıp gidiyorsun ki insan, bu akışa yetişemiyor. Geçen zamana sadece bakıp kalıyor…<br />
İnsan yaşamın bu kadar hızlı akmasına anlam veremiyor.<br />
İçinde ikinci bir yaşam umudunu yeşertmek için dini inanışlar var ediyor…<br />
“Gidenlerden, hiç geriye gelenler var mı?” sorusu cevapsız kalıyor.<br />
Sonuçta akıyor yaşam!<br />
Dün yaşanan bir olay bugün unutulup gidiyor.<br />
Yaşam unutmak üzerine kuruluyor.<br />
Her şeyi unutuyoruz.<br />
Daha doğrusu unutmak zorunda kalıyoruz.<br />
Koca bir yıl küçüklü, büyüklü yaşanan bir sürü yaşanmışlıkla bitip gidiyor.<br />
İşin doğrusu hep acılar var; sevinçler olsa da fark etmiyor…<br />
Yaşanıp geçiyor…<br />
Celal Şengör, zamanla ilgili şunu demiş: “Zaman çok kıymetlidir. Her anı çok iyi değerlendirilmelidir.”<br />
Katılıyorum.<br />
Zaman ne kadar hızlı akarsa aksın, insanoğlu yaşamı anlamlı kılmalıdır.<br />
Tabii ki de zamanı durdurmak gibi bir şansımız yok.<br />
Keşke olsaydı.<br />
Anca zamana uyum gösterebiliriz.<br />
Çalışmak ve üretmek, zamana uyum göstermektir.<br />
Çalışmak, çalışmak, çalışmak…<br />
Üretmek…<br />
Yaşam akarken bu yaşama dair iz bırakmak…<br />
Toplumsal yarar sağlayıcı işler yapmak…<br />
Mesela; Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımlarının, Suudi Arabistan’ın küstahça uygulamalarına karşı sahaya çıkmamaları bir zamana uyum davranışıdır.<br />
Tarihe not düşmedir.<br />
Atatürk’ü anlamaktır.<br />
Haklı ve yerinde bir karardır.<br />
Devlet siyasetle yönetilir.<br />
“Futbolu, siyasete malzeme yapmayalım.” sözü doğru bir söz değildir. Siyaset yaşamın ta kendisidir.<br />
Yaşam, siyaseti de toplumsal meseleleri de yok edip geçiyor.<br />
Büyük ve küçük olayları adeta yutuyor.<br />
Kim demiş, “Bu mesele büyük mesele.” diye.<br />
Bakın çoktan unutuldu gitti bile...<br />
Ülke yerel seçimlere odaklandı.<br />
Ne bu hız…<br />
İşte bu nedenlerden dolu dolu yaşamak gerek diyorum.<br />
Hem de öyle böyle değil…<br />
En kralını yaşamak…<br />
İkinci bir yaşam olmayacak…<br />
Lütfen bir düşünün, dönüp geçmişe bir bakın, kimler gelmiş, kimler geçmiş… Bir sürü ünlü ve ünsüz insan… Her biri kendince önemli, büyük, küçük kişiler, şimdi neredeler…<br />
Gelin insanlık için güzel işler yapalım.<br />
Adlarımız altın harflerle yazılsın…<br />
Akıyor zaman…<br />
Durmuyor zaman…<br />
Alışmak, teslim demektir.<br />
Zor değil yaşamı anlamlı kılmak…<br />
Yaşam akarken…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yasam-akarken/573/</link>
<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 12:17:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÜZÜLDÜM!</title>
<description><![CDATA[Ülkemizde sosyal medyanın öne çıkması ile birlikte sokak röportajları dikkat çekmeye başladı.<br />
İlginç konuşmalar, ilginç görüntüler.<br />
Çoğu zaman bu sokak röportajlarına güldük…<br />
Çoğu zaman da insanların konuşmalarına şaşıp kaldık.<br />
Türkiye gerçeği!<br />
Sokaklardan öğrenilir…<br />
Depremi ilk sosyal medyadan öğrendik.<br />
Televizyon kanalları, sosyal medya karşısında havlu attı.<br />
Hani hatırlar mısınız; “Bak vallahi 115’i ararım, biz burada kürtaj yapıyoruz, vatan haini.” diyen amcayı…<br />
Ne çok ilgi görmüştü sokak röportajı videosu…<br />
İlgi görmeyi bırakın amca ülkede en çok konuşulan kişi oldu ve TV ekranlarının görünen yüzü haline geldi.<br />
Sosyal medyada gezinirken, bir sokak röportajı dikkatimi çekti.<br />
Ellili yaşlarda bir kadın, toplumun geldiği durum ile ilgili bir şeyler söylüyordu.<br />
Söyledikleri öyle sıradan boş laflar değil…<br />
Etik, ahlâk, toplum, insan, ekonomi, iktisat, çürüme diyordu.<br />
Kendince toplumsal bir analiz yapıyordu.<br />
Daha sonraki günlerde sosyal medyada gezinirken yine bu kadının röportaj videosu çıktı. Demek ki ilgi görmüştü, izleniyordu.   <br />
İzlenme rakamı halliceydi.<br />
Sosyal medya öyle bir mecra ki, görüntüler, haberler, röportajlar zaman içinde eriyip gidiyor.<br />
Bugünün görüntüleri yarına kalmıyor, unutulup gidiyor…<br />
Bir haber kanalında, sokak röportajı yapılan o kadın, haber konuğu olarak karşımdaydı.<br />
Şaşırdım kaldım.<br />
Sanırım kadının sokak röportajı çok ilgi gördüğü için televizyon kanalı kadını, konuk olarak programa davet etmişti.<br />
Kadının bir sürü unvanı vardı.<br />
Birkaç üniversite bitirmiş.<br />
Yüksek lisans, doktora, öğretim görevliliği…<br />
Demek ki sokakta konuşan kadın bir akademisyendi.<br />
Üzüldüm!<br />
Ülkede sıradan bir vatandaşın, böyle bir röportajı yapamayacağına kanaat edilmiş olmalı ki, kadın TV kanalına davet edilmiş.<br />
Bu ülkenin ilkokul, ortaokul, lise, üniversite mezunu, “Türkiye’nin başka bir gerçekliği var, bu gerçeklik iktisadi gerçeklik değil, şu anda Türkiye’de sosyal çürüme var. Dünya tarihi bir sürü ekonomik kriz gördü. Ekonomi her zaman toparlanır, kapital kendini yok etmez. Sosyal çürümeyi düzeltemezsiniz. Şu anda Türkiye’de sosyal çürüme var. Bunun düzelmesi çok zor. Dönüşü olmayan bir yerdeyiz.” diye bir konuşmayı yapmaz mı?<br />
Öyle anlaşılıyor ki, sıradan bir yurttaşın, bu röportajı yapamayacağı anlayışı hâkim; yoksa ne diye bir akademisyen bir sokak röportajında birkaç şey söyledi diye televizyon programına davet edilsin.<br />
Üzüldüm…<br />
Bilgili insanlar mutlaka var…<br />
Demek ki çok az bu insanlar…<br />
Basit bir ekonomi, toplumsal çözümleme, durum tespiti analizi yapmak çok mu zor…<br />
Herkesin bildiği ve yaşadığı bir gerçeklik değil mi, akademisyenin söylediği şeyler…<br />
Toplum hızla ahlaki olarak çöküyor; değerler yok oluyor…<br />
Dürüstlük, doğruluk, iyilik, dayanışma, paylaşım…<br />
Çok sıradan, basit insani davranışlar maalesef uygulanamıyor.<br />
Doğru olmak, dürüst olmak, yalan söylememek…<br />
Her yurttaşın temel davranışıdır aslında…<br />
Üst düzey bir davranış falan değildir.<br />
Düşünebiliyor musunuz; başka yerlerde sıradan, olması gerek bir davranış, bizde nasıl değer buluyor; abartılı bir şekilde anlatılıyor ya da takdir görüyor.<br />
Bu ülkede her vatandaş kendisine uzatılan bir mikrofona, akademisyenin konuştuğu şeyleri konuşabilmeli…<br />
Konuşamıyor, çünkü bilgiden çok uzak…<br />
Hiç bir şey bilmiyor.<br />
Dünyadan bi haber.<br />
Bu gerçeklik de beni üzüyor…<br />
Üzüldüm!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/uzuldum/572/</link>
<pubDate>Thu, 28 Dec 2023 12:08:53 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞİDDET!</title>
<description><![CDATA[Gün geçmiyor ki ülkede şiddet haberleri medyaya düşmesin…<br />
İnsan, televizyonda haber dinlemeye, sosyal medyada haber bakmaya korkuyor.<br />
Hem de öyle böyle şiddet değil, birçoğu yaralanmalı ya da ölümlü…<br />
İnanın bu kadarı fazla…<br />
Yaşadığımız çağa yaraşır şeyler değil…<br />
Kadın cinayetleri, mafya hesaplaşmaları, komşu kavgaları, sokak çatışmaları, aşiret savaşları…<br />
Daha bir sürü olay…<br />
Olacak şey değil!<br />
Toplum bu kadar mı bozuldu?<br />
Çok mu gerilere gittik?<br />
Her gün medyaya onlarca şiddet haberinin düşmesi, saçma sapan nedenler sonucu insanların birbirini yaralaması, öldürmesi ülkenin ne kadar gerilere savrulduğunu gösteriyor.<br />
Eller gider uzaya, biz gideriz karanlık Ortaçağa…<br />
Hızla medenileşen dünyada, ülkemizde şiddet olaylarının artması normal değil…<br />
İnsanın olduğu yerde sorun olması normaldir.<br />
Buna bir itirazımız yok!<br />
Küçük meseleler, küçük olaylar…<br />
Olur…<br />
İtirazımız; ülkenin her yerinde çok büyük şiddet vakalarının her geçen gün artarak devam etmesidir.<br />
Şiddetin haklı bir nedeni olmaz.<br />
Şiddet şiddettir…<br />
Sinirlenen ya da öfkesine hâkim olmayan bir kişinin silahına sarılması, insan canına kıyması...<br />
Yolda yürürken, yanından geçen birisine, “Bana niye yan baktın.” Diyerek, kavga etmek…<br />
Komşunun çocukları gürültü yaptı diye tüm aileyi öldürmek…<br />
Ev sahibinin kira meselesi nedeniyle, kiracıyı öldürmesi veya kiracının, ev sahibini öldürmesi…<br />
Trafikte “yol vermedin” tartışmaları…<br />
Daha saymamı ister misiniz?<br />
Son zamanların hastalığı zorbalık!<br />
Evet evet bildiğiniz zorbalık…<br />
Spor kulübü başkanının yaptığı mesela...<br />
Bu çağa uygun bir davranış mıdır?<br />
Yirmi birinci yüzyıldayız…<br />
Bu çağ böyle mi yaşanmalı?<br />
Ve bu çağda; “Komşunun tavuğu, bizim bahçeye girdi.” kavgaları…<br />
 Olacak iş mi Allah aşkına?<br />
Nasıl bir ruh hâlidir…<br />
Anlamakta güçlük çekiyorum.<br />
Toplum olarak kendimizi ciddi ciddi sorgulamalıyız.<br />
Bir çıkarımda bulunmalıyız.<br />
Hakem meselesi çok abartılmış…<br />
Verilen ceza çok ağırmış…<br />
Doktorların dövülmesi bu kadar gündem olmamış…<br />
Altı üstü bir hakemmiş…<br />
Sessiz mi kalınsaydı?<br />
Normal mi karşılansaydı?<br />
Bir yerde yeter demek gerekmiyor mu?<br />
Herkes kendi adaletini kendisi uygulamaya kalkarsa, bu ülkenin hali ne olur?<br />
Kanun var, yasa var, hukuk var…<br />
Bir suç varsa cezası var…<br />
Bırakın hâkimler, savcılar işini yapsın…<br />
Adalet yerini bulsun…<br />
Bize düşen insanların yaşam haklarına saygı duymak, insan gibi yaşamak…<br />
Bırakınız şu şiddet laflarını…<br />
Bırakınız ölmeyi, öldürmeyi!<br />
Şiddet neyi çözer?<br />
Neyi çözdü?<br />
Hoşgörülü olmak zorundayız.<br />
Sevmeli, sevilmeliyiz…<br />
Önce insan, demeliyiz.<br />
Nereye kadar şiddet!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/siddet/571/</link>
<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 11:11:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>RÜYALAR</title>
<description><![CDATA[Öyle anlar olur ki, uyurken aniden uyanırsınız ya da yataktan birden sıçrarsınız.<br />
Bir rüya görmüşsünüzdür ve rüyanın etkisi ile uyanmışsınızdır.<br />
Böyle anlarda görülen rüyaların çoğu hatırlanır.<br />
Kâbus bambaşka bir şeydir…<br />
İnsanın bütün dengelerini altüst eder…<br />
Uzun süre uyanmadıysanız ya da sabah rutin bir kalkış yapmışsanız, gördüğünüz rüyayı hatırlama şansınız yoktur; hatırlansa bile akılda kalan belli belirsiz şeylerdir.<br />
Bu konu da nereden çıktı demeyin…<br />
Geçen günlerde bir rüya gördüm, rüyanın etkisi ile uyandım.<br />
Gördüğüm rüyayı kafamda canlandırdım.<br />
Kopuk kopuk anlar ya da görüntüler…<br />
Bir anlam veremedim.<br />
Sel sularına kapılmış bir kişi, deniz, orman, yangın, içinden çıkılmaz olaylar…<br />
Bu adam da nereden geldi rüyama girdi?<br />
Rüyada en son göreceğim kişi…<br />
Bu arada okurların, gördüğüm rüya ile ilgili, “Hayır olsun!” dediğini duyar gibiyim.<br />
Bir rüya anlatılmak istendiğinde hemen “Hayır olsun” denir.<br />
Değer yargıları ve rüyaya yüklenen anlam!<br />
Toplumların inanç sistemlerinde rüyaların da bir yeri vardır…<br />
Rüya yorumcuları…<br />
Falcılar…<br />
Neyse biz gördüğüm rüyaya dönelim.<br />
Evet gördüğüm rüyayı, kafamda anlam kazandırmaya çalışıyorum.<br />
Pes etmiyorum, derin düşünüyorum, her gördüğüm yerin ya da kişinin analizini yapıyorum…<br />
Dedim ya, anlamsız şeyler…<br />
Mekânlar, insanlar, olaylar…<br />
Beynimi zorlayınca bir şeyler anlam kazanıyor.<br />
Parçalar bütünleşiyor, olaylar, kişiler karşılığını buluyor.<br />
Evet evet…<br />
Tamam…<br />
Ya!<br />
Allah Allah…<br />
Hatırladım!<br />
Demek ki o olay, o kişi…<br />
Her bir anın geçmişle bağlantısı…<br />
Yaşanmışlıklar…<br />
Etkilenme…<br />
Ya da iç dünyamızla ilgili bir bağ…<br />
Harici, doğaüstü hiçbir şey yok!<br />
İnanın görülen rüyalar birebir bizimle ilgili…<br />
Rüyada bizden başkası yok!<br />
Bizim dünyamız…<br />
Rüyanızda gördüklerinize doğaüstü anlamlar yüklemeyin, saçma sapan çıkarımlar yapmayın, inanç sisteminizi beslemeyin…<br />
Derin düşünün, sorgulayın, kafa yorun…<br />
Göreceksiniz rüya kitap gibi ortaya çıkacak…<br />
Size çok uzak gelen kişiler, yerler, mekanlar, olaylar sizi ne kadar çok etkilemiş fark edeceksiniz.<br />
Rüyalar işsel bir hesaplaşma mı?<br />
İçin dışa vurumu mu?<br />
Bastırılmış duyguların özgürce ortaya çıkması mı?<br />
Hepsi…<br />
Ne kadar sağlıklı yaşam, ruh dinginliği o kadar az rüya denilebilir.<br />
Rüya görüyorsanız…<br />
Duygularınız var demektir.<br />
Rüyalar; sorun haline getirdiğiniz meseleleri gün yüzüne çıkarır.<br />
Rüyalar, aynı zamanda alarm zilleridir.<br />
Tehlikeyi sezinlediklerinde insan beynini uyarırlar…<br />
Size tavsiyem, alarm zilini fazla çaldırmayın…<br />
İyi bir insan olmak, iç huzuru bulmak, en büyük çözümdür.<br />
İyi rüyalar!   <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/ruyalar/570/</link>
<pubDate>Thu, 14 Dec 2023 11:07:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DOĞANIN DÖNGÜSÜ</title>
<description><![CDATA[Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun; doğanın bir döngüsü vardır.<br />
 Tüm gerçekliği ile doğa kendi yaşam döngüsü içinde döner durur.<br />
İnsanoğlu da doğanın bu döngüsünü var gücü ile çözmeye çalışır.<br />
Bilim, fen, felsefe; bu döngüyü çözmek, kavramak içindir.<br />
Japonların, depremle imtihanı boşa değildir…<br />
Endonezya’nın tusunamiye teslimiyetine ne demelidir.<br />
 Sel felaketleri, orman yangınları, salgın hastalıklar…<br />
Nedensiz değildir.<br />
Uzaya gitmeler, gezegenleri keşfetme çabaları, teknolojiye sahip olma yarışları…<br />
Savaşlar…<br />
Anlaşmalar…<br />
Ekonomik mücadeleler…<br />
Gücün el değiştirmesi…<br />
Doğa deyince aklınıza; taş, toprak, su, ağaç gelmesin; deprem, tusinami, sel felaketi, salgın hastalıklar; tüm teknolojik, bilimsel gelişmeler; toplumsal olaylar…<br />
Yeryüzündeki var olan ve yaşanmış ve yaşanan…<br />
Doğanın döngüne delalettir.<br />
Bilmek, anlamaya çalışmak, döngüyü kavramak…<br />
Doğa ile barışık olmak…<br />
Gelişmiş toplum, medeni insan alametleridir.<br />
Geri kalmış toplumlar; doğa döngüsü gerçeğini hiçe sayarak, nedenleri ve sonuçları tanrısal bir güce bağlarlar.<br />
Kurtuluşu, sorgulamadan kabul etmede ararlar...<br />
İyi de dönüyor dünya!<br />
Doğa döngüsü deniyor buna!<br />
Öküzün sırtında değil kendi ekseni etrafında…<br />
Milyarlarca yıllardan bu yana…<br />
Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz…<br />
Yağmur, bulut kar; güneş, buz, ayaz…<br />
Kıtlık, bolluk; açlık, yoksulluk…<br />
İnsana, hayvana, bitkiye…<br />
Canlı ve cansız varlığa dair…<br />
Bu bir döngü…<br />
Döner durur hep doğa!<br />
Doğa işletir kendi yasalarını…<br />
Dedim ya; geri kalmış toplumlar, bilimsel gerçekleri başka yerlerde ararlar; yaşamı, kendi inanç sistemlerine göre kurmaya kalkarlar…<br />
Nafile çabalardır bunlar…<br />
Doğa, herkese öğretir…<br />
Eğriyi, yanlışı, hatalıyı dize getirir…<br />
Öğrenmemekte ısrar edenlere, bedelini ağır ödetir…<br />
Sel yatağına konut yapan, deprem bölgelerine gökdelen kuran bedelini çok ağır öder.<br />
Kulağını, gözünü, bedenini, beynini…<br />
Bütünleştir, doğa ile her şeyini…<br />
İnsanoğlu işte…<br />
Bir garip yaratık…<br />
Doğa tabii ki de çok acımasız…<br />
Doğanlar ve ölenler…<br />
Eskiler ve yeniler…<br />
Güçlüler ve zayıflar…<br />
Hepsi inanın zor bir bilmece…<br />
Tanrılar belki de bu nedenden hep var oldular!<br />
İnsanlar, tanrıdan güç buldular…<br />
Hepsi bir diyalektik gerçeklik…<br />
Doğanın döngüsü işte!<br />
Döner durur kendince…<br />
Hepsi bir doğa döngüsü içinde!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/doganin-dongusu/569/</link>
<pubDate>Thu, 07 Dec 2023 11:25:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SÜLEYMAN KOZAN ÖĞRETMEN</title>
<description><![CDATA[Törenler yapıldı, hediyeler verildi, yemek programları düzenlendi.<br />
Devlet büyükleri, öğretmenlerle ilgili hamasi nutuklar attı.<br />
Tüm yurtta öğretmenler günü coşku ile kutlandı.<br />
Bir öğretmenler günü daha böyle geldi geçti.<br />
Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğu konusunda tereddüttüm yok. Tabii ki devlet büyükleri, veliler, öğrenciler; öğretmenler gününü kutlayacak.<br />
Öğretmenlikten daha kutsal bir meslek olmasa gerek.<br />
Ülkede yaşayan herkes, öğretmenin elinden geçer.<br />
Öğretmen ne ise ülkede odur!<br />
Eğitimciler, amirlerinden şu sözü çok duyarlar: “Bir okul, müdürü kadar okuldur.”<br />
Bir ülke de öğretmeni kadar ülkedir.<br />
Hiç de abartmıyorum!<br />
Mustafa Kemal Atatürk, “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” demiştir.<br />
Hz Ali, “Bana bir harf öğretenin kırık yıl kölesi olurum.” sözünü söylemiştir.<br />
Ülkemizde, öğretmenliğin çok önemli ve kutsal bir meslek olduğu kabul görüyor mu?<br />
Bu sorunun cevabı ortada...<br />
“Hiçbir şey olamazsan öğretmen ol!”<br />
Nedir bu ya?<br />
O kadar mı diplerde öğretmen algısı.<br />
Dört yıllık üniversite mezunları, ortalıkta işsiz, güçsüz gezmesin diye öğretmen yapıldılar.<br />
“Bir şey olamazsan öğretmen ol!” kafası ile öğretmen olanların yanına bir de herhangi bir dört yıllık üniversite mezunu olup da bir işe giremeyenler eklenince, öğretmenin kalitesini siz düşünün…<br />
Oysaki Atatürk, “Bir milletvekilinin maaşı, öğretmen maaşını geçmemelidir.” demiştir.<br />
Şimdilerde öğretmen!<br />
Öğretmen maaşını, milletvekilinin maaşı ile kıyaslamayı bırakın, memurların içinde bile en düşük maaş öğretmenleredir.<br />
Kişinin mesleğine verilen değer, kişinin aldığı maaşla ölçülür.<br />
Ne kadar maaş ve özlük hak, o kadar meslekte kalite… <br />
Eğitimde ciddi sorunların olduğu bir gerçek…<br />
Bunu kabul etmek gerek…<br />
Neyse; her kişinin eğitim, öğretim hayatında bir sürü öğretmen gelip geçmiştir.<br />
Kimi öğretmen unutulup giderken, kimi öğretmen her daim hatırlanmıştır.<br />
Köyümüze kısa boylu, zayıf, kara yağız bir öğretmen gelmişti.<br />
Fen Bilgisi öğretmeniydi. Adı Süleyman Kozan’dı. Adanalıydı.<br />
Çok iyi resim yapar, bağlama çalar, futbol oynardı.<br />
Okulun, tüm sosyal faaliyetlerini tek başına yürütürdü.<br />
İyi bir fenci, iyi bir matematikçi, iyi bir Türkçeciydi.<br />
Liseden mezun ettiği öğrencilerin yüzde doksanı üniversiteyi kazandı.<br />
Ortaokul 6. sınıftayken, fen bilgisi dersinde ödev vermişti. “Her akşam ayın resmini çizeceksiniz.” diye.<br />
Sonradan anladım, verdiği ödevim bilim, fen içerdiğini.<br />
Hakkı ödeşilmez Süleyman Kozan öğretmenin.<br />
Süleyman Kozan Öğretmenin yanına ikinci bir öğretmen koy deseniz, ikincisi yok, koyamam…<br />
Sizin de aklınıza yer etmiş öğretmen var mıdır, bilmiyorum!<br />
Nasıl bir yol izlenir, ne yapılırsa eğitimde kalite yakalanır?<br />
Çözüm ortada, kısa ve net...<br />
Bilime, fenne, sanata inanmış, emeğini esirgemeyen, vatansever öğretmenler yetişmeli…<br />
İyi öğretmenler, iyi çocuklar yetiştirir…<br />
Şunu da kabul etmek gerekir ki: Bir sorunun bir nedeni yoktur, birçok nedeni vardır.<br />
Sorunu ve çözümü doğru tespit etmek gerekir.<br />
Büyük usta Rıfat Ilgaz ne demiştir: Kötü öğretmen, kötü öğrenci, kötü veli yoktur. Kötü eğitim sistemi vardır.<br />
Umut her zaman vardır.<br />
Yeter ki meseleye doğru yaklaşılsın, doğru çözümler üretilsin…<br />
Öğretmenlerin hakkını asla ödeyemeyiz.<br />
Tüm öğretmenlerin, öğretmenler günü kutlu olsun.<br />
Başta Süleyman Kozan Öğretmenin!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/suleyman-kozan-ogretmen/568/</link>
<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 15:40:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YALNIZLAŞMAK!</title>
<description><![CDATA[Kimi insan, bilerek, isteyerek yalnızlığı tercih eder; kimi insan da istemediği halde yalnızlaşır.<br />
Yalnızlık, Allah’a mahsustur!<br />
İnsan, toplumsal bir varlıktır.<br />
Toplum olmadan yaşayamaz.<br />
İsteyerek ya da istem dışı yalnızlaşmak; ne sebeple olursa olsun normal bir durum değildir.<br />
İnsanda ciddi psikolojik travma ve ruhsal çöküntü meydana getirir.<br />
İnsan neden yalnızlaşır?<br />
Toplumun genel geçer değerlerini, davranış şeklini, düşünce tarzını, yaşam biçimini, kafa yapısını, dünya görüşünü, siyasal bakış açısını, siyasal tercihini benimsemeyenler, toplumdan dışlanırlar; dolayısı ile yalnızlığa mahkûm olurlar…<br />
İnsanın, toplumdan uzaklaşması…<br />
Toplumun, insandan uzaklaşması…<br />
Sarmal bir durum söz konusudur.<br />
Okuyan, bilen, sorgulayan, bilge insan; toplundan farklı düşünür ve farklı yaşar.<br />
Değişmeyen tek şey değişimdir.<br />
Her şey değişir, dönüşür.<br />
Değişen, dönüşen insan, istese de topluma uyum sağlayamaz.<br />
“Yalnızlık” kaçınılmaz olur.<br />
Okumanın, araştırmanın, sorgulamanın, bilmenin, bilge olmanın karşılığı, bir ödül değil bir cezadır.<br />
Yalnızlaşmak, insani değildir.<br />
Toplumlarda; okuyan, araştıran, sorgulayan insan yaratmak en büyük amaçtır.<br />
Ülke kaynakları; okuyan, araştıran, sorgulayan insanlar için harcanır.<br />
Amaç; gelişmek, kalkınmak, uygar ve güçlü bir devlet olmaktır.<br />
Mutlak bir doğru yoktur.<br />
Doğru değişkendir.<br />
Bakış açısı ile ilgilidir.<br />
Çok kitap oku…<br />
Bilginin peşine düş…<br />
Bilge ol…<br />
Sor, sorgula; bilgileri olduğu gibi kabul etme, düşün…<br />
İdeal tip…<br />
İyi de toplum!<br />
Farklı düşünmek, farklı yaşamak, farklı şeylere inanmak, farklı bir yaşam tarzı…<br />
Sonuç yalnız insan!<br />
Ne demiştik, insan toplumsal bir varlıktır.<br />
Toplumun içinde var olur…<br />
Toplumun içinde var olan, ama toplumla hiçbir bağı olmayan, o kadar çok insan var ki; idealize edilen insan olayım derken, toplumun ötekisi oluvermek...<br />
Kalabalığın içinde yapayalnız kalakalmak…<br />
İlginç değil mi?<br />
Bir fanusun içinde yaşar gibi…<br />
Korkunç bir durum!<br />
İnsan için bir eziyet, işkence…<br />
Ne garip değil mi?<br />
Bilgili, birikimli, yaratıcı, uygar, üretken bir insan olmak için çalış, çabala, yıllarını ver; zaman içinde idealize edilen insan olduğunda, yalnızlığa mahkûm ol.<br />
Ve ömür boyu bu cezayı çek!  <br />
 Ne acı değil mi?<br />
Yalnızlaşmak!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yalnizlasmak/567/</link>
<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 11:09:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>10 KASIM</title>
<description><![CDATA[Hep yaptığımız bir yanlış var: Ne yaparsak yapalım, her yaptığımızı şeklen yapıyoruz.<br />
Özle ilgili yaptığımız bir şey yok.<br />
Bunu sorgulayan, yanlış diyen, dert edinen de yok.<br />
Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek…<br />
Bize has olsa gerek…<br />
Her 10 Kasım’da Atatürk biraz daha unutuluyor!<br />
Bu işte bir gariplik yok mu?<br />
Milli bayramlar için de aynı şeyler söz konusu…<br />
Dini bayramlara ne demeli…<br />
Bayramda kesilen kurbanlar,  yoksullara dağıtılmadan dondurucuya konuluyor.<br />
Paylaşmak, dayanışmak…<br />
Dini vecibeleri yerine getirmek…<br />
Çok eskilerde kaldı…<br />
Milli ve dini bayramlar, önemli günler…<br />
Bilim ve fen…<br />
Kültür, sanat, edebiyat…<br />
Din, ahlak…<br />
Aklınıza ne gelirse işte…<br />
Hep şeklen…<br />
İyi de 10 Kasım, anılıp geçilecek bir gün değil ki.<br />
Dünya tarihine yön vermiş, tarih yazmış bir liderden bahsediyoruz…<br />
Asker, devlet adamı, bilim insanı, siyasetçi, edebiyatçı, matematikçi kısaca bir deha…<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk!<br />
Onun hayatını öğrenmek, en büyük eğitim, öğretim…<br />
Ülkenin kurtuluş yolu...<br />
Yoksul bir ailede doğup, büyüyen, en üst makamlara kadar yükselen birisinin, tüm makamları elinin tersi ile iterek, halkın kurtuluşu için mücadele etmesi, tek başına düşmanı yurttan temizlemesi ve cumhuriyeti kurması...<br />
Bilimi, fenni rehber edinmesi…<br />
Sanatı, edebiyatı çok sevmesi…<br />
Başka bir Atatürk Yok!<br />
Bakın, bilim ve fen için neler demiş:<br />
“Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin!”<br />
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.”<br />
“Hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir!”<br />
“Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde aklın ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”<br />
“Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.”<br />
“Biz uygarlıktan, ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz.”<br />
“Bir başka çağdan kalma adetlerinizde, alışkanlıklarınızda direnirseniz, cüzzamlılar, paryalar gibi tek başınıza kala kalırsınız. Benliğinize bağlı kalın ama, gelişmiş uluslar için gerekli olan şeyleri Batı’dan almasını bilin. Yoksa, bilim ve yeni düşünceler sizi bir lokmada yiyip bitirebilirler.”<br />
“Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet ilimdir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu, her zaman ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek milli ülkümüzdür.”<br />
Bilim, fen alanında değil her alanla ilgili bir sürü söz var.<br />
Söylediği sözleri bi fiil hayata geçirmiş.<br />
Teori ve pratik abidesi.<br />
Büyük insan Atatürk!<br />
Onu anlamak; bilimi, fenni, sanatı, edebiyatı anlamak, rehber edinmek demektir.<br />
O nedenle 10 Kasım sıradan bir gün değildir.<br />
Büyük bir dehanın seksen beşinci ölüm yıl dönümüdür.<br />
Şeklen değil özden anılmalıdır.<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/10-kasim/566/</link>
<pubDate>Sun, 19 Nov 2023 12:51:44 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ELEŞTİRİ</title>
<description><![CDATA[Türk toplumun en çok bildiği ya da en çok yaptığı şey eleştirmektir.<br />
Gerekli, gereksiz her şeyi eleştirir.<br />
Eleştirdiği konu hakkında bilgisinin olup olmadığının hiç bir önemi yoktur.<br />
Yeter ki bir konu edeceği bir mesele olsun…<br />
Başlar eleştirmeye…<br />
Bu nasıl bir özgüvendir!<br />
Bu nasıl bir kafadır!<br />
Eleştirilmeyen bir konu olmaz mı ya!<br />
İnanın yok!<br />
İşin garibi; okumuşu, okumamışı hiç fark etmez.<br />
Kafa aynı kafa...<br />
Davranış tarzı aynı tarz..<br />
Bilgisi olsun olmasın başlar eleştirmeye...<br />
Ülke insanına bu eleştiri kültürü öyle bir zuhur etmiş ki; meselenin muhatabı, sorunun kaynağı, kendisi olsa bile hiç fark etmez.<br />
İşi sen düzgün yapmadın…<br />
Senden kaynaklı sorun var…<br />
Olsun o eleştirecek, görevini yerine getirecektir.<br />
Çok gördüm, adam makam sahibi, icranın başında, sanki normal bir vatandaşmış gibi başlar bulunduğu makamı eleştirmeye…<br />
İnanın öyle böyle değil…<br />
Allah ne verdi ise…<br />
İcranın başında ben miyim?<br />
Bu laflar bana mı, diye…<br />
İnsanın suçlandığı bile oluyor…<br />
Garip değil mi?<br />
Sosyal medyada bazen ilginç videolar dolaşır. Hiç rast geldiniz mi bilmem; ülkede yaşanan tuhaf, akla ve mantığa sığmayan alay konusu olmuş olaylar için, videonun başına ya da sonuna “Başka bir ülkede yaşayamam!” yazıları yazılır ya da seslendirmesi yapılır.<br />
Aynen böyle…<br />
Başka ülkede rastlanmayacak mevzular…<br />
İyi de hep eleştiri yapılırsa bu memleketin hali ne olacak?<br />
Her şey de eleştirilmez ki!<br />
Bildiğin bir alan olur, olaya hakisindir.<br />
Eleştiri yap!<br />
Anladık.<br />
Okuma yazma bilmeyen, kara cahil bir adamın da her şeyi eleştirmesi tuhaf değil mi?<br />
Eleştirinin de bir mantığı olmalı…<br />
Herkes her konuyu eleştirdiğinde, iyi, kötü birbirine karışıyor.<br />
 Doğrular, yanlışlar birbirine giriyor.<br />
İyiye, iyi; kötüye, kötü denmiyor.<br />
İyi ne?<br />
Kötü ne?<br />
Bilinmiyor.<br />
Olmaz ki!<br />
Bir yerlerden başlamak gerek…<br />
Evet, evet…<br />
Küçük, basit, sıradan…<br />
Hiç fark etmez…<br />
Her şeyi eleştirmekten bir vaz geçelim.<br />
İşi ustalarına bırakalım.<br />
Deprem mi?<br />
Deprem bilimcileri…<br />
Eğitim mi?<br />
Eğitimciler…<br />
Eleştiri yapmalıdır!<br />
Ülke insanı her şeyi her kesi eleştirdi.<br />
Kendince eleştirmeyi bir marifet saydı…<br />
Eleştiriler neyi değiştirdi?<br />
Ne değişti?<br />
Toplumun daha çok cahilleşmesine, cahillerin daha çok özgüven bulmasına neden oldu.<br />
Kısacası, eleştirmek rastgele yapılacak bir iş değildir.<br />
Eleştiri; bilgi, birikim; ahlak, erdem ister…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/elestiri/565/</link>
<pubDate>Fri, 10 Nov 2023 11:03:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>CUMHURİYET</title>
<description><![CDATA[Bir zamanlar, bir köylü tarlasından kaldırdığı şeker pancarını traktörüne yükler, şehirdeki kantara getirir.<br />
Kantarda kimse yoktur.<br />
Köylü, kantarda birilerinin olmamasına bir anlam veremez.<br />
Nedenini öğrenmek için birilerini arar.<br />
Nihayetinde bir adam, köylüye doğru gelmektedir.<br />
Köylü, kendisine yaklaşan adama, kantarda neden birilerinin olmadığını sorar.<br />
Adam:<br />
“Haberin yok mu, bugün Cumhuriyet var!” der.<br />
 Köylü:<br />
“Bugün Cumhuriyet’in olduğundan hiç haberim olmadı!” der.<br />
Köylü için cumhuriyet, bir bayram günü…<br />
Resmi bir tatil günü…<br />
Ne acı değil mi?<br />
Cumhuriyet!<br />
Bir gün olarak anılmakta!<br />
Resmî tatil sanılmakta!<br />
Cumhuriyet, egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden devlet şekli demektir; dolayısıyla devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim biçimidir.<br />
Cumhuriyetin olmazsa olmazı; hukukun üstünlüğünün, anayasal bir düzenin varlığının kabul edilmesi; hak, hukuk, adet kavramlarının hayat bulmasıdır.<br />
Eşit yurttaşlık, demokrasi, özgürlük kavramları cumhuriyetle birlikte var olur.<br />
Hak, hukuk, adet…<br />
Medeniyet…<br />
Uygarlık…<br />
Cumhuriyetle beraber anılır.<br />
Atatürk; cumhuriyeti kurarak, bu ülke halkını, padişahın kulluğundan kurtarmış, özgür yurttaş yapmıştır.<br />
İsrail- Filistin çatışmasının en yüksek yoğunlukta yaşandığı bir dönemde Cumhuriyetin 100. Yılını kutluyoruz.<br />
Cumhuriyetin ne kadar önem arz ettiğini, İsrail- Filistin çatışması bize çok net anlatmaktadır.<br />
Cumhuriyet, kendi ayakları üstünde durmaktır; üretmek, uygar medeniyetler seviyesine çıkmaktır.<br />
Bağımsızlık, uygarlık demektir.<br />
Cumhuriyet her anlamda çok büyük önem arz etmektedir.<br />
Huzur içinde yaşamak istiyorsak, “Cumhuriyet” diyeceğiz.<br />
Şeklen değil özden benimseyeceğiz.<br />
Cumhuriyeti, bir yaşam biçimi haline getireceğiz.<br />
Cumhuriyet ilan edileli tam 100. yıl oldu.<br />
İyisi ile kötü ile bir asır geldi geçti.<br />
Diyeceğim odur ki: Cumhuriyet kolay kurulmadı.<br />
Halifelik, saltanat kaldırıldı.<br />
Devrimler yapıldı.<br />
Yokluklarla, kıtlıklarla mücadele edildi.<br />
 Bu günlere gelindi.<br />
Cumhuriyete sahip çıkmak, ülkenin en ücra köşesinde cumhuriyeti var etmek, büyük bir önem arz etmektedir.<br />
Ne kadar cumhuriyet o kadar medeniyet!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/cumhuriyet/564/</link>
<pubDate>Thu, 02 Nov 2023 10:56:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BARIŞIN GÜCÜ</title>
<description><![CDATA[Bir tek ülke istiyorum<br />
 Adı “DÜNYA”<br />
Bir tek Irk istiyorum<br />
Adı “İNSAN”<br />
Bir tek kaynak istiyorum<br />
Adı “SEVGİ”<br />
                    Nazım Hikmet<br />
Meseleye böyle bakıldığı zaman savaşlar biter ve dünyaya barış gelir.<br />
Dünyanın kuruluşundan bu yana, ırk, din, dil üzerine devletler kurulmuştur.<br />
Savaşların temel nedeni din, dil, ırk ayrışımıdır.<br />
 Böl, parçala, yönet…<br />
En kolay ülke yönetme şekli olsa gerek…<br />
Düşman yaratmak ve yaratılan düşmana karşı savaşmak…<br />
Hep bir ayrıştırma…<br />
Ötekileştirme…<br />
En küçük guruplarda bile bir ayrışma söz konusudur.<br />
Mahalle, köy, kasaba, ilçe, il, bölge…<br />
“Nerelisin?” sorusunun altında bile bir ayrıştırma yatar.<br />
Ayrışarak var olma ya da iktidar olma kafası…<br />
İnsan...<br />
Doğası gereği farklıdır…<br />
Farklı da olmalıdır!<br />
Farklılık bir zenginliktir.<br />
Bütün dinlerde, inanç sistemlerinde insanların farklı yaratıldığı anlatılır.<br />
“Tüm insanları Allah yarattı.” denir.<br />
Öyleyse neden dil, din, ırk yüzünden savaşılır?<br />
Savaşların haklı bir nedeni yoktur!<br />
Olamaz da!<br />
Afganistan, ırak, Suriye, Ukrayna…<br />
Tayvan, Çin, Azerbaycan, Ermenistan…<br />
Sırbistan, Kosova, Güney Amerika, Brezilya, Peru…<br />
Adını yazamadığımız birçok ülke…<br />
Her bir ülke savaşın acısını en ağır şekilde yaşadılar...<br />
Bugün Filistin halkı İsrail’in acımasız saldırıları sonucu can vermekte…<br />
Dünya halkları bu ölümleri seyretmektedir.<br />
Savaşın panzehri barıştır.<br />
Yaşanası bir dünya barışla sağlanır.<br />
“Barış hemen şimdi!” deme zamanıdır.<br />
Filistin kan ağlıyor.<br />
Ölümler, ayrıştırır.<br />
Taraflar kendilerinin haklı olduğunu sanırlar.<br />
Halklar barış için değil savaş için sokağa çıkarlar.<br />
Savaş meşrulaşır…<br />
Daha fazla yıkım olur…<br />
Ölüm kanıksanır.<br />
Barışın gücü, barış isteyenlerin gücü ile eştir.<br />
Güzel bir dünyanın varlığı barışın gücü ile ölçülür.<br />
Hep beraber barışın gücünü egemen kılalım.<br />
Savaş değil, barış diye haykıralım!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/barisin-gucu/563/</link>
<pubDate>Thu, 26 Oct 2023 11:42:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SAVAŞA HAYIR!</title>
<description><![CDATA[İsrail- Filistin çatışmaları bu günlerde şiddetini iyice artırdı. Bir sürü insan çatışmalarda öldü. Bu çatışmalar sanki büyük bir savaşın ayak sesleriydi.<br />
Temennimiz odur ki, bu çatışmaların savaş evrilmeden biran önce bitmesidir.<br />
Savaşların büyük yıkımlar getirdiğini en çok savaşan taraflar bilir.<br />
Savaş bir cinayettir, savaşın kazananı olmaz.<br />
Düşünürler, bilim insanları, liderler savaşlarla ilgi bir sürü söz söylemişlerdir.<br />
“Savaş, cehennem felaketidir.” <br />
“Savaşın sonunu yalnızca ölüler görür.” <br />
“İlkbaharda ve Sonbaharda hiçbir haklı savaş yoktur. “ <br />
“Dünya için tek akılcı politika, savaşı ortadan kaldırmaktır.”<br />
“En çok kazanan taraflar savaş alanında asla görünmezler.”  <br />
“Ölmüş biri için savaşı kimin kazandığının hiç önemi yoktur.”<br />
“Barışta oğullar babalarını gömer; savaşta ise babalar oğullarını gömer. “<br />
“Kolaylıkla bitirilebilecek bir savaşı sürdürmek insanlık dışıdır.”   <br />
“Dünyada ki tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir.”<br />
“Savaş, insan zihninin bir icadıdır. İnsan zihni adaletle barışı icat edebilir.”<br />
“Savaşta, savaşın vahşetinden daha büyük bir "vahşet" diye bir şey yoktur.”<br />
“Yaşlı adamlar savaş ilan eder. Ama savaşması ve ölmesi gereken gençliktir.”<br />
Savaşla ilgili düşünürlerin, bilim insanlarının söyledikleri özlü sözleri daha da çoğaltılabiliriz.<br />
Sonuçta savaşın bir yıkım olduğu gerçeği ortadadır.<br />
Savaşlar yüzünden Sümerler medeniyeti yok olup gitmeseydi, bugün dünyada çok ileri bir medeniyeti yaşanıyor olacaktı.<br />
Ortadoğu coğrafyası medeniyetin kurulduğu topraklardır.<br />
Medeniyetin kurulduğu topraklar bu gün kan ve gözyaşının coğrafyasıdır.<br />
Kan ve gözyaşı…<br />
Hiç dinmedi bu gözyaşı…<br />
Suriye’de başlayan, Ukrayna’da devam eden bölgesel savaşların bir ayağı da İsrail- Filistin çatışmasıdır.<br />
Bu çatışmalar birbirinden bağımsız değildir.<br />
 3. Dünya Savaşı denilebilir mi?<br />
Bu tespiti yapmak daha çok erken ama dünyada dengelerin değiştiği de bir gerçek.<br />
Dünya haritası yeniden çizilecek.<br />
Ölenler, çocuklar, yaşlılar, kadınlar…<br />
Görüntüler korkunç…<br />
Bombalar yağıyor şehirlerin üstüne…<br />
Nasıl bir ruh halidir ki tüm dünya bu görüntülere sessiz...<br />
Sadece izliyor…<br />
Ölümler, rakamlardan ibaret.<br />
Tüm insanlık sokağa inmeli, “Savaş değil barış!” demelidir.<br />
Barışı haykırmalıdır.<br />
Savaşsız bir dünya mümkündür.<br />
Dünyayı insanlık kurtaracak!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/savasa-hayir/562/</link>
<pubDate>Fri, 20 Oct 2023 11:33:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAŞADIĞIN YER!</title>
<description><![CDATA[İnsanın yurdu; doğdu yer midir, yoksa doyduğu yer midir? diye bir tartışma konusu her daim tartışılır durur.<br />
Hele birde kişinin doğduğu yer köy, kasaba ise iş, vatan millet meselesine dönüşür.<br />
Vay efendim, şehre gittin değiştin!<br />
Vay efendim köyü unuttun!<br />
Burnun büyüdü…<br />
Bozuldun…<br />
İnsanlıktan çıktın…<br />
İşin doğrusu kimin nerede doğduğunun bir önemi yoktur.<br />
Doğmak, doymak kavramlarını bir tarafa bırakalım.<br />
Kişinin yaşadığı yerin, kişi üzerindeki etkisini konuşalım.<br />
Ne dersiniz?<br />
Köyden, kasabadan, ilçeden büyük şehirlere göçün ekonomik, sosyal, toplumsal nedeninin yanında, kişilerin; büyük şehirlerde kimlik ve kişilik bulma arayışlarının yattığı söylenilebilir.<br />
Kişiler, büyük şehirlerde sosyal yaşamlarının değişeceğini düşünerek göç ederler.<br />
Gerçekten büyük şehirler; kişilerin, kimlik, kişilik bulmasından etkili midir?<br />
Büyük şehirler çok büyük önem arz eder.<br />
Var olma yok olma hükmündedir.<br />
İstanbul’a kar yağdığında ülkeye kış gelir!<br />
İyi de doğuda çığ düşmüş, yollar kardan, tipiden kapanmış, okullar tatil olmuş hatta çığdan bir sürü insan ölmüş…<br />
Bunların bir önemi yoktur.<br />
Yaşadığın yer!<br />
İşin doğrusu ben de bir zamanlar bu kafaydım.<br />
Kişiye yaşanan yer mutlaka bir şeyler katıyordur.<br />
Yer önelidir...<br />
Fakat...<br />
Aslolan kişidir…<br />
Yaşanan yere kişiler bir şeyler katarlar.<br />
Kişilerdir yeri anlamlı kılan…<br />
İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da insanlar olmasaydı, o şehirlerin bir anlamı olacak mıydı?<br />
Şunu diyorum: coğrafya kader değildir. Kişi kaderini kendisi çizer!<br />
Kabullenmek…<br />
Dert yanmak, sızlanmak…<br />
Kaderim demek…<br />
Doğru bir bakış açısı değildir.<br />
Ahmet Arif diyor ya: “Nerede olursan ol,/   İçerde, dışarda, derste, sırada,/   Yürü üstüne - üstüne,/   Tükür yüzüne celladın,/   Fırsatçının, fesatçının, hayının.../   Dayan kitap ile /   Dayan iş ile. /   Tırnak ile, diş ile,/   Umut ile, sevda ile, düş ile/   Dayan rüsva etme beni. /   Gör, nasıl yeniden yaratılırım,/   Namuslu, genç ellerinle.”<br />
Yılmaz Güney: “Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir.” diyor.<br />
Özgürlük bedende değil kafadadır.<br />
Kafası özgür olmayanlara yaşadığı yer hiçbir şey katmaz, katamaz.<br />
 O nedenledir ki, büyük şehirler insan yığınlarından ibarettir.<br />
“Yaşadığın Yer” önemini yitirmelidir.<br />
Kişi her yerde yaşayabilmeli, yaşam kurabilmelidir.<br />
Yaşanan yerlere büyük anlam yükleyerek, kişi yaşamı kendine zindan etmemelidir.<br />
Her yerde yaşanası bir yaşam vardır.<br />
“Yaşanan yer” kişi ile nitelik kazanır, güzelleşir.<br />
Kişi meseleye bu temelden bakmalıdır.<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/yasadigin-yer/561/</link>
<pubDate>Thu, 05 Oct 2023 10:56:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>FİLEDE BAŞARI</title>
<description><![CDATA[Futbol, insanların beynine o kadar derin zuhur etmiştir ki; spor, deyince akıllara ilk futbol gelir.  <br />
Anlam daralması, anlam genişlemesi, dilbilgisi kavramlarını bir tarafa bırakırsak hem futbol oynayanlar için hem de futbol seyredenler için gerçekten de futbolun tadı bir başkadır.<br />
Öyle gözüküyor ki, yakın çağlarda hiçbir spor dalı futbolun yerini alamayacaktır.<br />
Meseleye futbolla başladım ama derdim başka…<br />
Ülkemizde son zamanlarda çok büyük başarılara imza atan, Avrupa ve dünya kupalarında boy gösteren voleybol takımından ve tabii ki voleybol sporundan bahsetmek istiyorum.<br />
Voleybola,” Türk Sporu” dense yanlış olmaz, yıllardır voleybolda çok iyiyiz. Ciddi başarılara imza attık.<br />
Avrupa ve dünya maçlarında final oynamış, Avrupa şampiyonu olmuş bir ülkeyiz.<br />
Filenin sultanları…<br />
Ebrar, Vargas, Eda Erdem, Hande, Cansu, Zehra, Elif, Gizem…<br />
Kadın, spor, rejim, iktidar…<br />
Voleyboldaki başarının ardından gelen gündem…<br />
Kazanılan bir futbol maçından sonrada konu futbol olur.<br />
Oyuncalar gündeme taşınır.<br />
Her biri için bir şeyler denir.<br />
En çok da oyuncuların özel yaşamı konuşulur.<br />
Biz yine voleybola dönelim!<br />
Belçika- Türkiye voleybol maçını izledim…<br />
Voleybolun sultanları bugün beni gerçekten büyülediler…<br />
Kafamda bir sürü düşünceler oluştu.<br />
Çıkarımlarda bulundum.<br />
İnsan aklını kullandığında neleri başarabileceğini kavradım.<br />
Beden ve akıl birliği…<br />
Ebrar, Vargas yükseliyorlar, sahanın neresi boş ise topu oraya vuruyorlar…<br />
Smaçların hepsi sayıya dönüşüyor.<br />
Saha kontrolü mükemmel…<br />
Uyum, oyun kurma, taktik…<br />
Anca bu kadar olur...<br />
Buna aklın gücü diyorum.<br />
Belçikalılar, Türkleri gerçekten kıskandır…<br />
Bir şeyler doğru yapıldığında sonuç alınabiliyormuş. Bunu Belçika maçında Türk voleybolcular bizlere gösterdiler.<br />
Görmeyen gözümüzün içine soktular…<br />
Kara düzen yapılan işler değil, bir plan dâhilinde, bilimsel temelli, akılcı, mantık çerçevesinde yapılan işler güzel sonuçlar verir.<br />
Voleybolda güzel işler yapılıyor.<br />
Neden futbolda başarılı değiliz?<br />
Oyuncular, futbolu beyinleri ile değil bedenleri ile oynuyor.<br />
Teknik yok, plan yok, akıl yok…<br />
Sporcu aklını kullandığında ortaya oyun ve başarı çıkar…<br />
Yaşamın her alanında öyle değil midir?<br />
Ne işle meşgul olursanız olunuz, aklınızı kullandığınız oranda var olursunuz.<br />
Bugün Avrupa’nın her alanda üstün olmasının tek nedeni aklını kullanması değil midir?<br />
Sokrates, Pisagor, Heraklitos, Eplaton, Aristo, Demokritos, Tales, Epikür…<br />
Ağır sanayi, teknoloji, bilim, sanat…<br />
Hiçbir şey tesadüf değildir.<br />
Bunu Belçika- Türkiye voleybol maçında bizzat gördük.<br />
Voleybol takımı resmen bir level atlamış.<br />
Hem de öyle böyle bir level değil…<br />
Voleyboldaki bu başarı umarım tüm spor dallarına örnek teşkil eder!<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/filede-basari/560/</link>
<pubDate>Wed, 27 Sep 2023 12:05:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ŞEHİR</title>
<description><![CDATA[İnsanoğlunun var oluşu, yeryüzünde yaşamaya başlaması ve yerleşik hayata geçmesi; köy, kasaba derken, şehirler ortaya çıkmıştır.<br />
Şehir; Yunanca'da "polis", Arapça'da "medine", Fransızca'da "cite", İtalyanca'da "citta", Almanya'da "stad" olarak isimlendirilmiştir.<br />
Bir yerleşim yerinin şehir olabilmesi için:<br />
-        Belli bir nüfus büyüklüğüne ulaşmış olması<br />
-        Tarımsal üretimden daha ileri bir üretim düzeyine geçmiş olması (günümüz için sanayi ve hizmet sektörleri)<br />
-        Fiziksel altyapısının belli bir düzeye ulaşmış olması<br />
-        Geleneksel aile yapısının çözülüp yerini çekirdek aile yapısına bırakması<br />
-        Nüfusun karmaşık bir iş bölümüne ve yüksek uzmanlaşmaya ulaşması<br />
-        Yerel değerlerin yerini ulusal veya evrensel değerlerin alması<br />
-        Geleneksel ilişkilerin çözülüp bireysel ilişkilerin ön plana çıkması<br />
-        Eğitim düzeyinin kırsal yerleşime göre daha yüksek olması, eğitimde aile dışı kurumların gelişmesi<br />
-        Sosyal normların yerini resmi denetleme kurumlarının alması<br />
Şehirleri; okullar, acenteler, ticaret odaları, siyasi partileri, sendikaları, kredi kurumları, fabrikaları, gazeteleri, bulvarları, hayvanat bahçeleri, parkları, oyun alanları, gecekonduları vb. yerlerden ayrı düşünmek mümkün değildir.<br />
Şehirler; insanlar topluluğu, kamu hizmetleri, kurumlar ve idari aygıtlar toplamından daha fazla bir şeydir.<br />
Şehirlerde oluşan kültür ve değer yargıları, kentlerin görülmeyen ama hissedilen özelliğidir.<br />
Durkheim, insan topluluklarını "basit cemiyetler" ve "karmaşık cemiyetler" olarak iki gruba ayırır.<br />
Basit cemiyetlerde "mekanik dayanışma", karmaşık cemiyetlerde "organik dayanışma" temel olur.<br />
Bu ayrımda basit cemiyetler "köyü", karmaşık cemiyetler ise şehri tanımlarlar.<br />
 Köylerden bir sürü farklı özellik gösterse de ülkemizdeki şehirler, şehirden daha çok köylere benzerler.<br />
Şehirlerde hala klan, kabile, sülale, cemaat, tarikat yaşam kültürü varlığını sürdürmektedir.<br />
Şehirde bireysel yaşamdan bahsedilirken halen birey kimliği ortaya çıkmamış, bireyler; ailenin, sülalenin, tarikatın, cemaatin bir üyesi olarak tanımlanmıştır.<br />
Büyük köyler ve küçük köyler…<br />
Nüfus çokluğu ve azlığından öte bir şehir kültürünün varlığından bahsetmek oldukça zor…<br />
Büyük şehirler büyük köy, küçük şehirler küçük köy…<br />
Miras, şehirdeki kadına da yok…<br />
Hukuk, adalet kişilere, gruplara göre…<br />
Gelenekler, görenekler…<br />
Örfler, adetler…<br />
Töreler…<br />
Töre cinayetleri…<br />
Kan davaları, berdeller, beşik kertmeleri…<br />
Kardeş kavgaları…<br />
Şehirde de var… <br />
Fabrikalar, işletmeler, organize sanayiler, iş yerleri, çarşı pazar şehrin varlık unsurlarını gösterirken bireyin gelişmişlik özelliği bakımından irdelendiğinde şehirler daha çok kasaba ya da ilçeye benzerler.<br />
Şehir bambaşka bir şeydir.<br />
İstanbul için “Mega Köy” diye boşuna denmemiştir.<br />
Kısacası 21. Yüzyılda ülkemizde ciddi anlamda bir şehir kültürünün oluştuğu söylenemez.<br />
Gerçek anlamda bir şehir bize çok uzak... <br />
Hatta şehir olmaya aday yerleşim yerlerinin ve bu yerleşim yerlerinde yaşayanların zihinsel olarak geriye düştükleri de sosyolojik bir tespittir.<br />
Siz ne dersiniz?<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/sehir/559/</link>
<pubDate>Wed, 20 Sep 2023 12:31:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MEMLEKET SEVDASI</title>
<description><![CDATA[Bir memleket sevgisini ölçme derdidir gidiyor.<br />
Seviyor, sevmiyor…<br />
Ülkesini sevmeyen var mıdır?<br />
Herkes ülkesini sever hem de çok sever.<br />
Hele işe ideolojik bakanların ülke sevgisini ölçmeye çalışmak abesle iştigaldir.<br />
Neden mi?<br />
Her ideolojik yaklaşımın temelinde, ülkeyi en ideal şekilde var etme fikri yatar ve bu idealleri gerçekleştirmek için insanlar ömürlerinin sonuna kadar mücadele ederler.<br />
Mustafa Kemal Atatürk, “Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır.” demiştir.<br />
İşini iyi yapmak!<br />
Ülkesini sevmek!<br />
Son zamanların en büyük hastalığı, söylemde kalan ülke sevgisidir.<br />
Şekil ve söylem…<br />
İyi de ülken için ne yaptın?<br />
Hangi başarılara imza attın?<br />
Bu soruların cevabı yoktur!<br />
Ülkeyi sevmek, lafla olacak bir şey değildir.<br />
“Sevgi güzellik ister gülüm,<br />
Güzellik emek ister.<br />
Güzellik tende değil gülüm,<br />
Yürekte ateş ister.”<br />
Grup Kızılırmak, ne güzel söylüyor…<br />
Bilgi, birikim, kültür olmadıkça ülke sevgisi hep eksik kalacaktır.<br />
Evet, evet…<br />
Ülke Sevgisi bilgi ister…<br />
Durup dururken sevgi oluşmaz.<br />
Okullarda öğretmenler neden ülke sevgisi aşılamaya çalışır?<br />
Boşa değildir bu çaba…<br />
Şükrü Erbaş, şiirlerinde cahillerin neden ülkesini tam manası ile sevemeyeceğini anlatır.<br />
Kim ne derse desin, okumuş olmak önemlidir.<br />
Ülkesini seven, tüm insanlığı sever…<br />
Bakmayın öyle ülke sevgisinin, milliyetçilikle eş değer gösterilmeye çalışıldığına…<br />
Ülke sevgisi ilerici bir eylemdir…<br />
Ben, benciliğinden arınıp biz diyebilmektir.<br />
Ülkesini seven tüm insanlığı sever…<br />
Tüm bilim adamları, sanatçılar, edebiyatçılar insanlık için hizmet ederler.<br />
Ampul, telefon, telgraf, internet, buharlı makineler…<br />
Aklınıza gelen gelmeyen tüm buluş ve icatlar…<br />
İnsanlığa en büyük hizmettir…<br />
Var mıdır bunun ötesi?<br />
Yerel yöneticiler de memleketlerine sundukları hizmetlerle tüm insanlığa hizmet etmiş olurlar...<br />
Yapılan güzel çalışmalar tüm insanlığa örnek olur.<br />
Örnek teşkil eder…<br />
İdeali oluşturur…<br />
“Memleket Sevdası” kitabı bir il belediyesinde, ideal bir yerel yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlatıyor.<br />
Yaptıkları hizmetler…<br />
Çalışmalar…<br />
Etkinlikler, faaliyetler…<br />
Kesintisiz 9 yıl 9 ay 9 gün…<br />
Gerçek bir memleket sevdalısının hikayesini okumaya var mısınız?<br />
İyi okumalar…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/memleket-sevdasi/558/</link>
<pubDate>Thu, 24 Aug 2023 11:41:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AYDEDE</title>
<description><![CDATA[Ay dede ay dede senin evin nerede<br />
Hep yakın ol bize yıldız kalsın geride<br />
Her gece gökyüzü kapkaranlık oluyor<br />
Dağlara kırlara bir sessizlik doluyor...<br />
Bu şarkıyı her çocuk bilir. Gökyüzündeki ay gösterilerek, “Bak Aydede Aydede…” denir. Çocuklar Ay’a bakarak, Aydede şarkısını söylerler.<br />
Aydede, saflığı, temizliği temsil eder. <br />
Çocuk değiliz ama bizim de bir Aydede’miz var.<br />
Aydede’miz, bize ışık olur, yol gösterir.<br />
Onun yolundan yürürüz.<br />
Aydede, bir ay kadar temiz ve saftır…<br />
Doğaya hayrandır.<br />
Tüm güzelliklerin doğada olduğuna inanır.<br />
İnsanları doğaya çağırır…<br />
Doğa yürüyüşleri organize eder.<br />
Kamp kurar, dağa tırmanır.<br />
Fidan diker…<br />
Toplumsal farkındalık yaratır, sivil toplum örgütlerinde çalışır.<br />
Kan bağışında bulunur.<br />
AFAD’’ın gönüllü kahramanıdır.<br />
Doğal afetlerde can kurtarır.<br />
Nerede bir can pazarı var, oradadır.<br />
İnsanlığa hizmet için her daim görev başındadır.<br />
Maddi bir beklentisi yoktur.<br />
Mevki, makam derdi değildir.<br />
Tek derdi; insanlara doğa sevgisini aşılamak, insanlara dostluğu, sevgiyi, paylaşmayı, dayanışmayı öğretmektir.<br />
Sevgiyi ilke edinmiştir.<br />
Sevmenin yüceliğine inanmıştır.<br />
İhanetler görmüştür...<br />
İftiralara uğramıştır...<br />
Ama yılmamıştır!<br />
Ay gibi parlamıştır.<br />
Aydede, topumun kirlendiği, bireyci yaşam tarzının iktidar olduğu, vahşi kapitalizm hüküm sürdüğü bir dönemde insan olmanın, insan kalmanın mücadelesini vermiştir.<br />
Doğa sporlarının ustasıdır.<br />
Tüm rotalar ezberindedir.<br />
Aydede…<br />
Doğa sevgisinin, insan olmakla başladığına inanır, bu felsefeyle hareket eder.<br />
Her türlü etkinliği insan ve doğa sevgisi üzerine kurar.<br />
Mevlana’nın, “kim olursan ol yine gel!” sözünü rehber edinir.<br />
Herkese kapısını açar!<br />
Taptuk Emre, Hacı Bektaş Veli misali…<br />
Dergâhından geçenin mutlaka bir şeyler öğreneceğine inanır.<br />
Günümüzün Evliye Çelebisidir.<br />
Ülkenin her köşesine insanlık tohumu ekmiştir.<br />
Gönül köprüsü kurmuştur.<br />
“Doğa sporları sadece bir spor ya da sosyal bir etkinlik değildir. Bir öğreti okuludur.” demiştim.<br />
Doğayı tanımak, tüm bilimleri öğrenmektir.<br />
Görerek, yaparak, yaşayarak…<br />
Bilerek, isteyerek…<br />
Fizik, kimya, biyoloji, sosyal bilgiler, tarih…<br />
Aklınıza ne gelirse işte!<br />
Tüm bilimlerin anasıdır doğa!<br />
Çoğalmalı Aydedeler…<br />
Bir değil, on değil, yüz değil milyon değil…<br />
Her bir kişi Aydede olmalıdır!<br />
Aydede…<br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/aydede/557/</link>
<pubDate>Wed, 09 Aug 2023 12:15:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ZİRVE</title>
<description><![CDATA[Dağcılar, her tırmanışı bir zirveyle bitmelidirler.<br />
Olur ya bir aksilik çıkar, tırmanış sonunda zirve yapılamazsa, o tırmanış, tırmanıştan sayılmaz.<br />
Dağcılık anlayışıyla bir dağ tırmanışı planladık.<br />
Gecenin bir yarısında kalktık.<br />
Hazırlık, toplanma yeri…<br />
Yolculuk…<br />
Tırmanış yapılacak yer…<br />
Zirve çok yakın aşağıdan bakınca…<br />
Tırmandıkça zirve uzaklaşıyor…<br />
Kayalar, taşlar, dikenler, otlar...<br />
Dağ yamacının dikliği…<br />
Kaygan zemin…<br />
Düşmeler, kalkmalar, tökezlemeler…<br />
Güneş tepede…<br />
Yorgunluk…<br />
Kan, ter…<br />
Kısa dinlenmeler...<br />
Bol su…<br />
Uzun ve zorlu bir tırmanıştan sonra zirve!<br />
Müthiş bir duygu!<br />
Büyük bir mutluluk!<br />
İnanılmaz haz…<br />
Dağcılık, sadece bir doğa sporu değildir.<br />
İnsanın, insan olma mücadelesidir. <br />
Dostluk, dayanışma, paylaşım…<br />
Kararlılık, azim ve direnç…<br />
Dahası…<br />
Başarıda, emeğin ve alınterinin önemi…<br />
Mesaj: Başarmak için mücadele et! Alınteri dök!<br />
Dahası…<br />
Zirvede görebildiğiniz her şey ayaklarınızın altında…<br />
Sonsuz bir gökyüzü…<br />
Yerleşim yerleri, tarlalar, bağlar, bahçeler, göller, barajlar, ormanlık alanlar…<br />
Her biri küçük bir nokta...<br />
Koca bir dünya!<br />
Farkına varmak ve ona göre davranmak!<br />
En büyük öğreti!<br />
Küçük noktalarda var olmak…<br />
Küçük hesaplar…<br />
Küçük işler…<br />
Küçük insan…<br />
Biten bir ömür…<br />
Zirve, kocaman bir dünyadır.<br />
Yaşamı, doğayı öğretir…<br />
Kısacası, bir dağ tırmanışı deyip geçmemek gerek…<br />
Bir dağ tırmanışında kitaplar dolusu bilgi saklıdır.<br />
Tırmanış bir okuldur…<br />
Koca bir okul…<br />
Neşet Ertaş: “Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur.” der.<br />
Dağcılık tam da budur.<br />
Mücadele, azim, kararlılık, başarı...<br />
Arınmak, insan olmak…<br />
İnsan kalmak!<br />
Zirve!     <br />
 <br />
 ]]></description>
<author>GÜNDOĞDU YILDIRIM </author>
<link>https://www.kayserisunhaber.com/yazarlar/gundogdu-yildirim/zirve/556/</link>
<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 15:13:17 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>